15.12.13

ruhun kırk günü

tea obreht

ruhun kırk günü, ölümden sonraki sabah başlar. kırk günü başlamadan önceki ilk gece ruh, terini akıtmış olduğu yastıkların üstünde kıpırtısız yatar. yaşayanların ellerini kavuşturup gözlerini kapamalarını, evden su gibi akıp gitmesin diye odayı duman ve sessizlik ile doldurmalarını ve onu kapılardan, pencerelerden ve yerdeki çatlaklardan uzak tutmaya çalışmalarını izler.

yaşayanlar ruhun gün ağardığında orayı terk ederek geçmişinde bulunduğu mekanlara doğru yola çıkacağını bilirler. gençliğindeki okul ve yurt odalarına, askeri kışla ve meskenlere, yerle bir edilip yeniden yapılmış binalara; sevgi ve suçluluk duygusu, sıkıntı ve sevinç, iyimserlik ve coşku uyandıran, başkalarına bir şey ifade etmese de onun güzel anılarını canlandıran yerlere doğru. bazen bu yolculuk onu öyle yerlere götürür ki ruh geri dönmeyi unutur. yaşayanlar bu yüzden kendi ritüellerini askıya alırlar. hasret duygusunun onu evine yine geri getireceğini ve bir mesajla, bir işaretle ya da onları bağışlamış halde geri dönmesini sağlayacağını umarak, henüz serbest kalmış ruhu hoşça karşılamak için kırk gün boyunca temizlik yapmaz, çamaşır yıkamaz ya da ortalığı toplamaz ve onun eşyalarını yerinden oynatmazlar.

eğer doğru yönlendirilirse günler sonra çekmeceleri karıştırmak, dolapların içine bir göz atmak, bulaşıklığa, kapı ziline ve telefona yeniden bakarak yaşamış benliğinin sahip olduğu somut konforun peşine düşmek için geri döner ruh. işlevselliği hatırlar ve ses çıkaran şeylere dokunup durur; evin sakinlerinin de böylelikle varlığından haberdar olmalarını sağlar.