1.12.13

istanbul

buket uzuner

büyük ve soylu şehirler kendi efsanelerini yaratırlar. onların efsaneleri dillere destandır; menkıbe ve masalları kuşaklar boyu akar. büyük ve soylu şehirler hakkında ne kadar yazılsa, çizilse asla tamamının anlatılamayışı bu yüzdendir.

ben ki istanbul'um; şehirler şehri, yedi düvelin gözdesi, adı lygos, byzas, antoneinia, yeni roma, constantiniyye, dersaadet, darülsaltanat, darülhilafe, asitane-i aliyye, islambol olan istanbul'um.

ayasofya'dır, aghia sofia'dır, kutsal bilgelik'tir adı, bizans imparatoru justinianus'un da osmanlı imparatoru fatih'in de gözbebeği olmuş görkemli kilisem, mukaddes camim ve büyüleyici müzem; 537 yılından beri nice deprem, yangın ve yağmalara inat gururla ayaktadır.

büyük ve soylu şehirler şaşırmaz, telaşlanmaz ama hatırlar. istanbul'um; bütün semtlerim, mahalle ve sokaklarımın ayrı hikayesi, tarihi ve kendi şahsiyeti vardır. kurtuluş'un eski adı tatavla'ydı. rumlar, ermeni, arnavut ve yahudiler yaşardı orada; hemen kasımpaşalı türklerin yanında. zengin değildi; hiç olmadı ama kozmopolit ve kişilikli bir semtti tatavla. o tantanalı adı aslında atların ahırları "tavla"dan gelmiştir. eskidendi; yıl 1521 mi, 1561 mi, şimdi çıkartamıyorum; beldemi muhteşem kanuni süleyman'ın yönettiği zamanlardı. sultan süleyman, barbaros'un ege adalarından getirdiği 10 bin yunan ile azapkapı tersanelerinde çalışan rumların bu bölgemde oturmasını buyurmuştu. ancak faniler uzun süre barış içinde yan yana kalamaz; itişip kakışmadan duramaz, kurdukları en güzel şeyleri yıkıp bozmak için mutlaka bir sebep bulur, sonra da eskiyi özler, ağlaşır dururlar. yine öyle oldu; şuydu, buydu derken bugün oldu kurtuluş, kayboldu tatavla!

bir zamanlar yeşildi ve köydü, evet yeşilköy'dü burası; hala öyle diyenler var ama çoğunluk burayı artık havalimanının adıyla anıyor. oysa asıl adı ayastefanos'tur. o zamanlar, yıl ya 395 ya da 495, şimdi tam çıkartamıyorum; henüz bizanslı misafirlerim burada yaşarken, ermiş stefanos'un cenazesini buradan roma'ya nakletmekte olan küçük bir gemi, o korkunç fırtınalı gecede bu limana sığınmıştı. bizanslı denizciler benim havam düzelene kadar cenazeyi burada sakladılar; sonradan da hem semtin hem de cenazenin saklandığı kilisenin adı aya stephanos olarak kaldı. çok sonraları, artık türk misafirlerimle yaşarken, yıl ya 1926 ya 27'ydi; ayastefanos'u pek seven ve sık sık ziyaret eden yazar halit ziya uşaklıgil, buraya yeşilköy adını verdi. öyle oldu. bu fanilerin mantığı da fani olduğundan kendi uydurdukları her şeyin adını, kuralını ve sınırlarını değiştirip dururlar.

istanbul'um ben, şehirler şehri; mavinin, yeşilin, menekşe ve sarının, grinin, beyazın ve kırmızının şehriyim. solum avrupa, sağım asya; bir gözüm balkan'dır, öbürü kafkas; bir ayağım akdeniz, diğeri orta doğu. istanbul'um; şehir mobilyalarım, mücevherlerimdir. altın boynuzlu haliç'imin kuzeyinde yer alan en avrupalı, en ele avuca gelmez semtlerimdendir galata. adını, hz. isa'dan 200 yıl kadar önce buraya gelen galyalılardan aldığını söyleyenlere rastladım da rumca "süt" anlamına gelen "galata" sözcüğünü hiç mi duymamış bunlar diye güldüm! yine o zamanlar galata'm yoğun incir ağaçlarıyla doluydu. ah o incir kokusu, ah o ege'den marmara'ya akan, akdeniz'e en çok yakışan incir aroması! incir kokusu muhteşemdir. dünyada başka hiçbir meyve kokusu incir kadar baştan çıkartıcı, iç gıdıklayıcı ve afrodizyak etkili değildir. incir ağacının cennet ağaçlarından sayılması, adem ve havva'nın incir yaprağı giyinmesi bu yüzdendir. bizanslılar "incir bölgesi" anlamına "sykai" derlerdi galata'ya o zamanlar. sonradan rumca öbür taraftaki incir bölgesi anlamına gelen "peran en sykais" dediler; derken incirler yok oldu, geriye kaldı pera.