17.12.13

gümüşsü kristal gökler

arthur rimbaud

gümüşsü kristal gökler. garip görünümüyle köprüler, kimi düz, kimi tümsekli, baştakiler üstüne açılarla inen ya da yana yatmış ötekiler ve diğer aydınlanmış kıvrımlarında suyun, yenilenen o biçimler; ama hepsi de öyle uzun ve ince ki kümbetlerle yüklü kıyılar alçalıp küçülüyor. kiminin yöresinde hala viran evler. kimi; direkleri, işaretleri, ince duvar korkuluklarını ayakta tutuyor. kesişiyor ve akıyor ezgili uyumlar, çıkıyor kıyı yamaçlarını çalgı telleri. ayırt ediliyor kırmızı bir ceket belki öteki giysilerden ve çalgılardan. halk türküleri mi bunlar, konser parçaları mı derebeylik çağlarından, koçaklamalardan kalıntılar mı? su gri ve mavi, geniş, denizin bir kolu gibi. göğün yükseğinden düşen ak bir güneş ışığı yok ediyor bu güldürüyü.

yaz şafağı uyandırıyor sağda yaprakları, buğuları, parkın köşesinden gelen gürültüleri ve soldaki kıyıların mor gölgelerinde nemli yolun binlerce hızlı teker izleri. perilerin geçit töreni. şöyle: yaldızlı tahta hayvanlarla, direkler ve alaca perdelerle yüklü arabaları çekiyor dörtnala benekli yirmi sirk atı. acayip hayvanlarda çocuklar ve insanlar. eski faytonlar ya da masallardaki süslü arabalar gibi bayraklarla donanmış, çiçeklerle bezenmiş yirmi taşıtta çocuklar, bir kır oyunu için bayramlıklarını giymiş. ve sayvanlarının altında, dizilmiş abanoz sorguçları, mavi, kara ve kocaman kısrakların tırısa kalkıp çektiği tabutlar.

çocukken görüşümü biledi kimi gökler; her karakterden izler kaldı yüzümde. görülmemiş şeyler oldu. şimdi de, kaçınılmaz değişimi zamanın, sonsuzluğu matematiğin sürgün ediyor beni, acayip bir çocukluğa, akıl almaz şefkatlere katlanıp iyi yurttaş olduğum şu dünyadan. ister hakka, ister güce, ister mantığa dayansın, hiç hesapta olmayan bir savaş düşlüyorum. müzikli bir tümce kadar açık bu.