8.11.13

kaçan ayna

giovanni papini

hayvana tapanlarınkinden daha rahatsız edici, daha gülünç bir durum yoktur.

gülümsedi gibi geldi bana; ama insanlar hiçbir şey anlamadıkları zaman hep gülümserler.

yaşamın anlamının ölümde, yalnızca ölümde olduğunu anlamıyor musunuz? ancak her kim ölmek isterse, her kim bu yaşamda şu andan başlayarak çoktan ölmüş olursa, yaşamdan haz duyar, onun tadını çıkarır, onu tanır.

yalnızca yaşamın gizi ölümde değil, ışığın gizi de karanlıkta, iyinin gizi kötülükte, doğrunun gizi yanlışlıkta, evetin gizi hayırdadır! bu yüzden yaşamak isteyen her faust, yaşamı, tıpkı bir sevgiliyi kucaklar gibi, onun her şeyini duyumsamak, her yanını kucaklamak, her şeyin tadına varmak isteyen her tutkulu ölmeye hazırlanmalı, kendini ölümün içine koymalıdır. bir an yoğun bir biçimde, yaşamayı başarabilirsek, yaşam ağır bir ölümdür, her kösnü, bu uzun can çekişin onca sıçrayışından, ölüm hırıltısından biridir yalnızca.

yaşamak için durmadan zaman isteriz; ölmek içinse hep daha az istemek, yalnızca istememek gerekir. yaşamın tümü çabalardan oluşur: artık hiçbir şey için, hiçbir biçimde çaba harcamazsak, yaşam boşalır, kendiliğinden söner, böylece her şeyi kabul etmekle her şeyi reddetmek denkleşir, birbiriyle kaynaşır, tek bir şey olur. istemek zordur; ama istememek çok daha zordur.

hiçbir kadın, zihnimde, beni seven, incil'in iyi tanrısı gibi, her gün yeni baştan yarattığım kadından daha kusursuz olamaz; sizin, benim tanıdığımız derin manyakların tüm dizgeleriyle kavramları, uzam zamanın saatlerinin demir parmaklıklarının dışında, gerçekliklere doğrudan doğruya sahip olmanın karşısında, kağıttan çemberler, ipsiz uçurtmalardan başka bir şey değildir.

gerçekten de, şaşkınlık tohumları eken biriydi o. varlığı, en yalın şeylere bile fantastik bir renk veriyordu -eli herhangi bir nesneye dokunduğunda, o nesne düşler dünyasının bir parçası oluyordu sanki. gözleri var olan şeyleri değil, yanındakilerin görmedikleri, bilinmeyen, uzak şeyleri yansıtıyordu. kimse ona hastalığının ne olduğunu sormamıştı hiç; hastalığına aldırmıyormuş gibi görünüyordu çünkü. gece gündüz hiç durmadan yürüyerek yaşıyordu. hiç kimse evinin nerede olduğunu bilmiyordu; hiç kimse babasını ya da kardeşlerini tanımamıştı. günün birinde kente çıkagelmiş, birkaç yıl sonra bir gün ortadan yitip gitmişti.

belki de dünya, tümüyle, onun gibi varlıkların düşlerinin kesişmesinin sonsuza dek değişken ürününden başka bir şey değildir. ama gereğinden çok genellemek istemiyorum: fizikötesini düşüncesizlere bırakalım! kocaman bir düşçünün imgelemsel varlığı olmanın korkunç güvencesi yetiyor bana.

öyleyse kim öğretecek bana, aile ocaklarını, kurutulmuş çiçekleri seven bu insanlar arasında, kendimi bedenimden ve ruhumdan kurtarmayı? kim sağlayabilir benim artık ben olmamamı, şimdi olduğum kişiyi anımsamayacak denli bir başkasına dönüşmemi? kendi kendine karşı öfkeyle dolu olan ruhumun tüm umarsızlığıyla dilediğim şeyi kim verebilir bana, hangi insan ya da şeytan?

hiç kimsenin sahip olmadığı bir isteğe sahip olan kişi, daha şimdiden bütün insanların önündedir.

rastgele, sıradan bir adam kendi yaşamını baştan başa yazabilseydi, o güne dek yazılmış en büyük romanlardan birini yazmış olurdu.

biraz şarlatanlık, iyi kullanılırsa, zekaya da yarar.

artık kendin değilsin: bütün tutkuların çürümüş kanatlar gibi düştü; şaşmaktan çok kazanmayı düşünüyorsun, daha yükseklere çıkmaktan çok, halinin vaktinin iyi olmasına çabalıyorsun.

bu yalvaçsı ruhun olağanüstü gelişmesi, tehlikeleri yok eden, bileğimize güç veren, yeni olasılıkları keşfettiren, bizi toprağın, denizin, gökyüzünün, bütün bunlardan çok daha değerli olan bir şeyin, kendimizin efendisi kılar!

olmayacak bir şey tasarlayın insanlar; saçma, çılgın, inanılmaz, korkunç bir şey. bütün dünyanın birdenbire durduğunu, her şeyin olduğu yerde donup kaldığını, bütün insanların, o anda hangi konumda iseler o konumda, yapmakta oldukları eylemin içinde neredeyse yontular gibi kaldıklarını.. böyle bir şey olacak olursa, her şeye karşın insanlarda düşünce sürerse, yaptıkları, yapacakları şeyi anımsayıp yargılayabilselerdi, doğduklarından beri yaptıkları her şeyi düşünebilseler, ölmeden önce yapmak istedikleri şeyi bir kez daha gözden geçirebilselerdi, durdurulan bu dünyanın trajik sessizliği altında ne çok umarsızlığın kül olacağını tasarlayın!

olan, şimdi var olan her şey belirsiz, karışık, yetersiz, ikincil görünür bize, kendi kendimizi ancak bütün bu şimdi var olan şeylerin bir ön sözden, geleceğin güzel romanının uzun, sıkıcı bir ön sözünden başka bir şey olmadığını düşünerek avuturuz kendimizi. bütün insanlar, bilerek ya da bilmeyerek, bu inançla yaşarlar. ansızın biri onlara bir saat içinde tümünün öleceğini söyleyecek olsa, yaptıkları, yapmış oldukları her şeyin onlar için hiçbir hazzı, hiçbir tadı, hiçbir değeri olmazdı. geleceğin aynası olmasa, güncel gerçeklik aşağılık, iğrenç, anlamsız görünürdü. yeniden karşılaşmalara, utkulara, yükselişlere, terfilere, çoğalışlara, ele geçirmelere, unutmalara umut bağlatan yarın olmasaydı, insanlar yaşamaya razı olmazlardı. yarının uzak kokusu olmasa, bugünün kara ekmeğini yemezlerdi.

gelecek, gelecek olarak var değildir; gelecek, bir yaratıdan, şimdinin bir parçasını oluşturmaktan başka bir şey değildir; bu yaşama, bu tedirgin, bu hüzünlü, bu acılı yaşama, günden güne kaçan, uzaklaşan bu gelecek uğruna katlanmak, bu saçma sapan yaşamın en acı saçmalığıdır.

insanlar; yaşamınızın tümü, sizin kendi kendinizi lanetlemek için tasarladığınız korkunç bir oyundur; sizin bu kaçan aynaya doğru koşuşunuza yalnızca şeytanlar güler!