1.11.13

barış meleği

uğur mumcu

şili'de sosyalist devlet başkanı salvador allende'nin sarayı tanklarla sarıldığı gece, general pinochet bir "muhtıra" yayımlayarak devlet başkanının istifa etmesini istedi. muhtırayı kuvvet kumandanları imzalamıştı hep birlikte.

"sizin gibi hainlerle pazarlık etmem!" diye cevap verdi allende. ve başına bir miğfer geçirerek sarayın pencerelerinden birine gidip bir sosyalist "militan" gibi faşistlerle çarpışmaya başladı. faşist generaller çetesi, 

"ülke bütünlüğü.. devletin korunması.. komünizme karşı mücadele.." gibi sözleri tank paletlerinin uğultuları ile yükselterek saraya ateş ediyorlardı durmadan. bütün ülke devrimcileri, faşizmin üniforması ve silahlarıyla esir ediliyordu o gece. ve direniyordu allende.

miğferi, silahı, yüreği ve sosyalist inancıyla direniyordu allende. belki dudaklarında ülkesinin en soylu ozanından kalma birkaç dizeyle ve belki de bu dizelere bir silah gibi güvenerek,

"halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde.." diyordu.

ve neruda'nın hasta döşeği, faşizmin süngüleriyle paramparça ediliyor, kitaplar, kağıtlar, şiirler, esir edilmiş düşman mangaları gibi faşizmin soysuz subaylarının önüne diziliyordu.

kitaptı düşmanları..

şiirdi..

inançtı, düşünceydi..

halktı düşmanları..

pinochet ve çetesi saldırıyordu özgürlüğün kalelerine. gecenin alaca karanlığında faşizmin taburları akın akın sarıyorlardı allende'yi. satılmışlığın rütbelerini alacaklardı.

o, miğferi, silahı, yüreği ve sosyalist inancıyla direniyordu korkmadan ve dudaklarında bir şarkı gibi dolaşıyordu şu dizeler:

"halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde.."

pentagon generallerince panama'daki antigerilla okulunda eğitilen pinochet, amerikan yapısı tanklarla saldırıyordu allende'ye.

amerikan tanklarıyla..

pentagon emirleriyle..

cia taktikleriyle..

tanklar toplarını çevirmişlerdi allende'ye. kuvvet komutanları emir yağdırıyorlardı emir üzerine. ya teslim olmalıydı allende, ya ölmeliydi!

muhtıraya teslim olmadı allende. tanklara teslim olmadı. faşizme diz çökmedi allende. özgürlüğün inancıyla savaştı sonuna dek.

o gece el ovuşturuyordu cia bürokratları. uluslararası telefon ve telgraf şirketinin yöneticileri kutluyorlardı birbirlerini. pentagon generalleri viski kadehleri kaldırıyorlardı şerefe. şili'nin bakır madenlerine göz diken amerikan sermayecileri ağızlarını şapırdatıyorlardı iştahla.

ve general pinochet'nin faşist çetesi, kendi ülkesini işgal edebilmek için, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanlarıyla yürütüyordu harekatı adım adım. faşizmin öfkesi ve satılmışlığın ihanetiyle.

bir köşede kurşuna diziliyordu genç öğrenciler. bir başka köşede tank paletleri altında eziliyordu sosyalist işçiler.

faşizmin taburları, binlerce evden binlerce altın beyni, binlerce sımsıcak yüreği topluyorlardı birer birer.

ve satılmışlığın bütün rezilliği ile alçaklığın bütün kiriyle yürüyordu generaller çetesi.

bakır madenlerini satmak için..

sosyalizmi ezmek için..

allende'yi öldürmek için..

ve yirmi beş bin şilili yurtseveri boğmak için..

öldürüldü allende. kurşuna dizildi yirmi beş bin yurtsever. yakıldı yüz binlerce kitap. esir edildi ülkenin tüm aydınları. bütün bu oyunları beyaz saray'ın cia'ya ayrılan odalarında yöneten dr. henry kissinger, türkiye'dedir bugün.

"barış güvercini", şili yurtseverlerinin kanını kanatlarında gizleyerek türkiye'ye geldi bu sabah.

hoş geldin dr. kissinger! hoş geldin kanlı barış meleği! allende'nin katili hoş geldin! hoş geldin politika sihirbazı. merak ediyoruz, acaba yoksul ülkemize hangi uğursuz yarının falını okumaya geldin?