12.10.13

ideolojinin serüveni

serpil sancar üşür

devletin zora ve siyasal egemenliğe, yani diktatörlüğe dayalı iktidar alanına karşılık sivil toplum onaya dayalı hegemonya alanıdır.

polis, ordu, mahkeme, hapishane vb. kurumlar esas olarak zorlama ve şiddet kullanımı esasına uygun olarak işlerken eğitim kurumları, aile, din, medya araçları, siyasal partiler ve sendikalar vb. kurumlar ideolojik onaylama mekanizmalarına dayalı olarak varolurlar. aygıtlar arasındaki ayrımı belirleyen şey bir aygıtın baskıya mı, yoksa onaya mı öncelik verdiğinin saptanmasıdır.

marx/engels: yaşamı belirleyen bilinç değildir, bilinci belirleyen yaşamdır.

ideoloji, özneleri adlandırır ve çağırır: türk, müslüman, öğrenci, asker, kadın, genç, anne vb. özneler bu ritüeller içindeki pratikler aracılığıyla, adlandırma, karşılama, ibadet etme, oy verme, vatanı savunma gibi eylemler ile kendi özne konumlarının farkına varırlar.

michel foucault: durmadan aktarılan, yinelenen ve değiştirilen, asal anlatıların, iyice belirlenmiş koşullara uygun olarak ezberden okunan ayinleştirilmiş söylem bütünlerinin, metinlerin, formüllerin; bir kez söylenmiş ve de içlerinde bir keramet ya da bir giz vehmedildiği için hep korunagelmiş şeylerin var olmadığı toplum yoktur.

ideoloji bir bilgisayar programı ise, söylem de bu program kullanılarak yaratılan çıktılar ve doğrulardır.

pierre bourdieu: gerçekten de tonlama, söz seçimi, cümle kurgusu toplumsal hiyerarşideki farklı konumları bize gösteren en önemli iletilerdir. belli bir sözü belli bir bağlamda söylemek iktidar etkisi yaratır. konuşma çoğu zaman masum değildir; konuşarak vazgeçirmek, tehdit etmek, korkutmak, yönlendirmek ya da zorlamak edimlerini gerçekleştirebiliriz. bu tür dilsel edimler, yanlarında silah, sopa ya da başka bir şiddet aleti taşımadıklarından, konuşma ediminin yumuşak duvarları arkasına sığınmış sembolik şiddettirler.

karl marx: yöneten sınıfın düşünceleri her dönemde yöneten düşüncelerdir, yani toplumun maddi güçlerini yöneten sınıf aynı zamanda entelektüel güçlerini de yönetir.

söylemin üretimi, eklemlenmesi, dağıtımı, etkisini belirleyen ve söylem içinde ayrıcalıklı konumların yaratılması stratejisini olanaklı kılan sembolik sermaye, yazarlar, yönetmenler, akademisyenler, gazeteciler gibi, kendileri de söylemin denetim stratejilerine bağımlı olan, elitler tarafından denetlenir. söylem içinde kurulan iktidar konumları elitler, kurumlar ve ayrıcalıklı gruplar olarak ortaya çıkar ve politik, kültürel, sınıfsal, etnik, ırksal ve cinsiyete dayalı toplumsal tahakküm ilişkileriyle sonuçlanır.

öznenin üretimi, onun nesnelleştirilmesidir. bunun bir yolu ayırma pratikleridir. deli-akıllı, hasta-sağlıklı, serseri-efendi, yoksul-zengin, tembel-çalışkan ayrımı boyunca birincileri tecrit edip kapatmak ve böylece normal-anormal ayrımını kurmaktır.