16.9.13

ölü zaman gezginleri

hasan ali toptaş

ne zaman doğduğumuz sorulduğunda hep anamızın bacakları arasından çıktığımız tarihi belirtmemize rağmen, artık insanları analardan çok yaşamın doğurduğunu biliyorum.

gene de sevmiştim sokakları. insan onları gezip dolaştıkça, yaşamın değişebilirliğine daha çok inanıyordu. hatta, uzaktan uzağa da olsa, öteki insanların varlığına yaslanıp kendi varlığını, yalnızlığını ve tekdüzeliğini yeniden kavrıyordu.

tutkularımız bizim kulplarımızdır ne de olsa, en kolay ve en çabuk onlarla ele geçiriliriz.

bize göre en büyük itiraf, kimi zaman gitgide derinleşen bir sessizlik kuyusunun içinden, yeryüzüne ölü bir sazan gibi bakmaktır. yalnızca bakmak.

artık biliyorduk ki, o biralar şişelenmiş birer uzlaşmaydı.

anlamak da, anlatmak da geçmişle başlamalı belki.

rakısını bir dikişte içti. içini çekti derin derin. bakışları masasındaki yapma çiçeklerde gezindi bir süre. eviyle işi arasında uzanan yol vardı kafasında. aynı evlerle kuşatılmış, aynı insanların gelip geçtiği, aynı seslerin dolup taştığı, tatsız bir yol.. kimbilir belki de, aynı yolu yürümekten ayakları, aynı renkleri görmekten gözleri, aynı sesleri duymaktan kulakları ne kadar tez körelmişti on üç yıldır? aynı, aynı, aynı.. bu aynılar o kadar çoktu ki yaşamında, o kadar çoktu ki..

değişik sokakta yürümenin bile tadı başkaymış.