8.9.13

müzik ve sessizlik

rose tremain

umut garip bir alışkanlıktır. bir tür uyuşturucudur. bıraktığımıza dair yeminler ederiz; ama o da ne? bir gün gelir, yine kölesi oluruz.

yaşamın sana üstün geldiği zamanlarda kaderinle savaşmaya çabalama. kendi zayıflıklarınla savaş.

insan ruhunun kelimeleri kullanmadan konuşabilmesidir müzik. ve acıları rahatlatır.

kendi doğasındaki çarpıklığı asla anlayamamış bir kişi bile yüce bir müzikte, tüm çabalarının harikulade bir dinginlik içinde kucaklandığını anlayabilir ve huzurlu olur.

rüyalarda başardığımız şeyleri nadiren gerçekte yapabiliriz.

evlilik, bebek ağızlarının meme için bağırmasıdır; evlilik kimse seni kurtaramadan bir şubat sabahı solup gitmektir.

bir oğlan çocuğu olmak demek sürekli bir şeylerin başka şeylerle olan bağlantıları karşısında hayrete düşmek demektir; daha doğrusu dünyayı tıpkı bir yapboz gibi ayrı ayrı parçalarla görmek demektir.

en kısa hayatlar parıldayanlarınkidir.

aşk diye adlandırdığımız şeye yüklediğimiz tüm anlamlar, kış sonunda bir kara kurbağası gibi yok olup kokuşmaya gönüllü yapar bizi.

biz kadınların başı anılarla döner; hayatımız boyunca yüzümüzü geçmişe dönüp geri geri yürürüz.

aşkta bilebileceğimiz her şey kuşkuludur.

çocuklarla olan en büyük dert budur işte: tek başınıza bir iş yapmanıza izin vermezler; onlar da aynısını yapmak zorundadır.

biraz acı çekmeden kimse bir yere ulaşamaz.

erkekler öyleymiş gibi davranmazsa hiçbir kadın sığ olmaz. işte o zaman erkekler için sadece bir şehvet tatmini değil, kendimiz olmayı, insan olmayı biliriz ama başka şansımız var mı? ve eğer bu sefil zamanda sığ görünüyorsak bu, ağzımıza kadar erkeklerin yaptığı ahlaksızlıklarla dolduğumuz içindir; öyle ki artık bir damla fazlasını dahi istemiyoruz.