7.9.13

kurtuluş parkı'nda

emrah serbes

kurtuluş parkı'nda yaprak dökümü. hava açık. yıldızlar yere yakın. taş atsak bir ikisini düşürebiliriz. "neden olmaz?" diye soruyorum. "mutsuz oluruz." diyorsun. "herkes mutlu olacak diye bir kural yok, biz de mutsuz olalım."

şunu çok duydum: "falanca yazarı çok seviyordum; ama son yaptıklarından sonra onu bir daha okumayı düşünmüyorum." demek ki dostoyevski'nin zamanında yaşasaydın, kumarbaz diye onu da okumayacaktın. yazarların özel hayatını unutmak lazım. yazarların söylediklerini fazla ciddiye almamak lazım. edebiyat tarihi şahane şeyler yazmış berbat adamlarla dolu.

bir öğretmen arkadaşım var, okullarını depreme dayanıklı hale getirmek için yıkıp yeniden yapacaklarmış. öğrenciler müdürün kapısına dayanmış, "biz yıkalım hocam!" diye. işte okul sevgisi. okul böyle bir yer; orada öğrenilen her şeyi nefret ederek öğrendik. milli eğitim bakanı olsam, bütün iyi yazarları müfredattan çıkarırdım. edebiyat hocası kazma olduktan sonra ders kitabına sait faik koymanın anlamı yok. iyi yazar veli yarısıdır zaten. bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.

adalet sağlandığında can sıkıntısı başlar. red kit'in her maceranın sonunda atına atlayıp ufka doğru uzaklaşması bundan. che'nin devrimden sonra küba'dan ayrılması da. modern anlamda adaleti ilk sağlayanlar fransızlar. bu yüzden fransa'nın en büyük ihraç malı can sıkıntısıdır.

pessoa'nın "bilge" tanımı şu: "gerçek bir bilge, içinden öyle bir tavır benimser ki, dışarıdaki olayların üzerindeki etkisi kesin olarak en aza iner." artık böyle bir bilge yok. dış dünya bombardımanından kurtarabileceğimiz bir iç dünyamız kalmadı çünkü. sadece, rahat bırakılma hakları suistimal edilmemesi gereken birkaç eksantrik tip kaldı.

kıyameti büyük bir gümbürtü olarak tasavvur ediyorlar ama bence sonsuz bir sessizlik olmalı. kıyamet, dünyadaki bütün bu şamataya son verecekse eğer bunu ancak sessizliğin ezici gücüyle yapabilir. her şeyi ezebilecek tek güç sessizliktir.