21.9.13

kadın

schopenhauer

yalnızca cinsel dürtülerle bulutlanan erkek zekası cılız, dar omuzlu, geniş kalçalı ve kısa bacaklı cinsiyete "cinsi latif" diyebilir.

kadınları tanıyorum. evliliği yalnızca ihtiyaçların giderileceği bir kurum olarak görüyorlar. babam gitgide daha da acınacak derecede hastalanırken, basit bakım işlerini yapan sadık uşağın sevgi dolu yardımseverliği olmasa terk edilmiş sayılırdı. babam yalnızlığında yatarken annem partiler veriyordu; babam büyük acılar çekerken annem eğleniyordu. kadınların sevgisi böyledir.

pek çok erkek güzel bir yüzle baştan çıkar. doğa, kadınları bütün güzelliklerini bir anda sergilemeye ve heyecan yaratmaya teşvik eder; ama doğa kadınların bitmek bilmez masraflar, çocuk sevgisi, inatçılık, dik başlılık, yaşlanmak ve birkaç yıldan sonra çirkinleşmek, aldatma, kocasını boynuzlamak, kapris, garip meraklar, histeri krizleri, cehennem ve şeytan gibi pek çok kötülüğü içinde barındırdığını gizler. bu yüzden evliliği gençlikte alınan ve yaşlılıkta ödenen bir borç olarak görüyorum.

bütün büyük şairlerin evlilikleri mutsuzdur ve hiçbir büyük filozof evlenmemiştir: demokritos, descartes, platon, spinoza, leibniz ve kant. tek istisna sokrates'ti ve o da bunun bedelini ödedi; çünkü karısı şirret ksansippe'ydi.

çoğu erkek kadınların kötülüklerini örten dış görünüşlerine kanar. gençken evlenirler ve yaşlandıklarında bunun bedelini öderler; çünkü karıları histerikleşir ve inatçılaşır.

aşık olan herkes zevke ulaştıktan sonra olağan dışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir.

bütün aşk hikayesinin gerçek sonu, ilgili taraflar bunun farkında olmasa da, yaratılacak olan çocuktur. insan yalnızca kendi zevkini artırmaya çalıştığını sanırken aslında burada insana rehberlik eden şey gerçekte türlerde en iyi olan şeye yönelten içgüdüdür. her insan kendisinde olmayanı sever. insan, türlerin ruhunun elindedir, onun tarafından yönetilir ve artık kendisine ait değildir; çünkü nihai olarak kendi çıkarlarını değil, henüz dünyaya gelmemiş üçüncü bir kişinin çıkarlarını düşünür.