13.9.13

editör ve eleştirmen

jack london

yazamayan insanlar, yazan insanlar üzerine çok fazla şey yazıyorlar.

tüm editörlerin yüzde doksan dokuzunun temel niteliği başarısızlıktır. yazar olarak başarılı olamamışlardır. onların masa başı işinin tekdüzeliğini, tirajlarına ve derginin idare müdürüne köle olmayı yazmanın zevkine yeğ tuttuklarını sanma. hepsi yazmayı denemiş ama başarısız olmuştur. işte, lanet olası ikilem de burada başlıyor. edebiyatta başarıya giden merdivenin her basamağı, edebiyatın başarısız yaratıkları olan bu bekçi köpekleri tarafından korunur. editörler, editör yardımcıları, yardımcıların yardımcıları, dahası, dergi ve yayınevlerine gönderilen yazıları okuyan elemanların çoğu, neredeyse tamamı yazmayı denemiş ama becerememiş insanlardır. gel gör ki, yeryüzündeki bütün yaratıkların içinde bu iş için en uygunsuzu olan bu insanlar neyin yayımlanıp yayımlanmayacağına karar verirler. hiçbir yenilik getiremeyecekleri, içlerinde o tanrısal ateşin yanmadığı kanıtlanmış bu insanlar, yenilikleri ve dehaları yargılarlar.

onların ardından, daha da başarısız olan eleştirmenler gelir. bana onların şiir veya hikaye yazmaya kalkışmadıklarını, böyle bir şeyi hayal bile etmediklerini söyleme sakın. çünkü hepsi denemiş ve başaramamıştır. sıradan bir eleştiri balık yağından bile daha mide bulandırıcıdır. büyük eleştirmenler de vardır elbette ama bunlar kuyruklu yıldızlar kadar enderdir. eğer yazarlıkta başarılı olamazsam editörlük mesleğine uygunum demektir. yani her durumda ekmek paramı kazanabilirim.

bin yıl daha bu dergileri okusan, içlerinde keats'in bir dizesine değecek bir şey bulamazsın.