12.8.13

lady chatterley'in sevgilisi

d.h. lawrence

çağımız ister istemez içler acısı bir çağ olduğundan, onu acıklı görmekten kaçınıyoruz. büyük yıkım gelip geçti, kalıntılar ortasındayız şimdi, küçücük yeni evler kurmaya, küçücük umutlar beslemeye başlıyoruz. oldukça güç bir iş bu: geleceğe uzanan düz bir yol yok; ama engellerin çevresinde dönüp duruyoruz ya da üzerlerinden atlıyoruz. yaşamamız gerek; yer gök yıkılmış olsa bile.

gözün görmediği, kafanın kavramadığı şey, varolamaz.

dünyanın birçok olanaklarla dolu olduğu sanılır; ama en kişisel yaşantılarda bu olanaklar birkaç taneye indirgeniverir. denizlerde birçok iyi balık vardır.. belki.. ama en büyük sürülerin uskumru ya da ringa olduğu düşünülür. bu durumda siz kendiniz uskumru ya da ringa olmadıkça, denizde iyi balık bulmanız pek umulamaz.

ağacı yemişinden öğreneceksin.

gerçek bilgi, bilinç gövdesinin bütününden ortaya çıkan şeydir.

yaşam bir düş ya da bir çılgınlıktı her zaman, kuşatılmış çevresiyle.

duygusal ruh, gövdeyi öldürmeyen yaralayıcı bir vuruşla karşılaştığı zaman, gövde yavaş yavaş iyileştikçe ruh da iyileşir gibi oluyordu. ama yalnız görünüşteydi bu. insanın yeniden döndüğü alışkanlıklarının bir sonucuydu. yavaş yavaş ruhun almış olduğu yara kendini duyurmaya başlıyor, etteki bir çürük gibi, korkunç acısı zamanla gitgide derinleşiyor, bütün ruhu dolduruyordu. artık iyileştiğimizi, her şeyin gelip geçtiğini düşünmeye başladığımız an, bu yaranın dolaylı sonuçları en kötü bir biçimde patlak veriyordu.

hiçlik! yaşamın o kocaman hiçliğini benimsemek, yaşamanın tek amacı gibi gözüküyordu. sayısız girdi çıktının, önemli ufak tefek şeylerin alt alta sıralanışından ortaya çıkan koca toplum: hiçlik!

insan gövdesini unutabildiği ölçüde mutludur. gövdenizi sezinlemeye başladığınız an, hapı yutarsınız. uygarlık, iyi bir iş yapmak istiyorsa gövdelerimizi unutmamızı sağlamalıdır bence, o zaman kendiliğinden mutluca geçer günler.

toplum, çılgınlığından dolayı korkunçtu. uygarlaşmış toplum çılgındır. para ile sözde aşk, iki büyük hastalığıdır bu toplumun; özellikle de para, iyice ilerlemiş bir hastalıktır. ipe sapa gelmez çılgınlığı içinde birey, bu iki konuda gösterir kendini: para ile aşk.

insanlar coşkuları varmış gibi gözüküyorlar; ama gerçekte hiçbir şey duydukları yok.

sürüler her zaman aynıydı, her zaman da aynı kalacak. neron'un köleleriyle bizim madenciler ya da ford'un otomobil işçileri arasında çok ama çok küçük bir ayrım vardır. neron'un maden köleleriyle, tarla köleleri. böyledir sürüler, değişmez bir nitelik taşırlar. sürüler arasından bir birey yükselebilir belki. ama bu tek kişinin yükselişi sürüleri değiştirmez. sürüler, değiştirilemez niteliktedir. çağdaş toplumsal bilimin en önemli gerçeklerinden biridir bu. yalnız, günümüzde eğitim, bir sirkin kötü nir örneğidir. günümüzde yanlış olan şey, sirkleri eğitim programına sokarak, eğitimi iyice yüzümüze gözümüze bulaştırmamız, sürülerimizi kıt eğitimle zehirlememizdir.

sürüler, dünyanın başlangıcından beri hep yönetilmiştir, sonuna dek de yönetilecektir, yönetilmeleri gereklidir. kendi kendilerini yönetebileceklerini iler sürmek ikiyüzlülüğün, maskaralığın ta kendisidir.

önemli olan, babamızın kim olduğu değil, alınyazısının bizi koyduğu yerdir. herhangi bir çocuğu al, yönetici sınıflar arasına bırak, kendi yetişince bir yönetici olacaktır. öte yandan, kralların, düklerin çocuklarını sürüler arasına bırak, küçük ayaktakımı kişilerine, seri üretilmiş nesnelere dönüşecektir. çevrenin şaşılacak baskısıdır bu. öyleyse aşağı tabaka insanları apayrı bir ırktan değildir, soylu kişiler de başka bir kan taşımıyor. bütün bunlar romantik kuruntulardır. soylu tabakadan olmak, rastgele bir şeydir, alınyazısının bir cilvesidir. yığınlar ise, alınyazısının başka bir cilvesidir. birey pek önemli değildir. hangi yöne göre yetiştirildiğimiz, uyandırıldığımızdır önemli olan. aşağı tabaka insanını şimdiki durumuna getiren şey, bütün o sürülerin etkisidir.

kadınların büyük çoğunluğu böyledir: çoğu bir erkek ister, cinsel ilişkiyi istemez; ama ele geçirdiği kelepirin bir yönü olarak katlanır buna. daha eski moda olan kadınlar, bir hiç gibi yatıverir, işi oluruna bırakırlar. ama birleşmenin kendisi, hiçbir anlam taşımaz onlar için, tatsız bir şeydir. birçok erkek de böylelerinden hoşlanır. ben tiksinirim. ne var ki, kurnaz kadınlar, böyle değilmiş gibi görünmeyi başarırlar. tutkulu, ürpertili gibi görünürler. oysa hepsi palavradır. yapmacıktır. bir başka tür de vardır ki, doğal ilişkilerden başka her şeyden hoşlanır: her türlü duygudan, kucaklaşmadan, kendini yitirmeden. yerli yersiz istek uyandırır insanda, hiç ilgisiz bir anda boşalıverirsiniz. bir de katı tür vardır, ne yaparsanız yapın haz duyuramazsınız; sizden çok daha sonra, ancak canları istediği zaman haz duyarlar. etkinliği ellerinde tutmak isterler hep. bir başka tür de içerden ölü olanlardır, düpedüz ölü; bilirler böyle olduklarını. birtakımı da gerçekte haz duyamayacağınız anda boşaltıverir sizi, sonra uyluklarını kıvıra kıvıra kendi hazlarına ulaşmaya çabalarlar. bunların çoğu sevici türden kadınlardır. bu davranış, şaşılası bir şeydir. bana öyle geliyor ki, hemen hepsi de sevicidir kadınların.

her ayrılış, başka yerdeki bir buluşma demektir. her buluşma da yeni bir tutsaklıktır.

bir erkeğe karşı bütün gücünüzle direttiniz mi her şey bitiverir, bir erkeği seviyorsanız, belli bir noktada kesin kararlı olduğunu sezdiğiniz an boyun eğmeniz gerekir; haklı da olsanız, haksız da olsanız bu böyledir. yoksa aranızdaki birtakım şeyler kopuverir.

çoğu kadın hiç sevmez, sevmeye hiç başlamaz. sevmenin ne demek olduğunu bile bilmez. erkekler de öyle.

katlanamayacakları tek şey, insanın cinsel davranışlarında açık, dürüst oluşudur. kötü yolu tutmanıza hiçbiri ses çıkarmaz. gerçekte cinsel kötülüklere kapılan bir insansanız, size karşı sevgileri artar. ama cinsel tutumunuza kötülük karıştırmamakta direnirseniz, binerler tepenize. yeryüzünde kalmış olan tek çılgınca tabudur bu: doğal, diri bir cinsel davranış. böyle bir şeyi hiçbiri gerçekleştiremez, sizin gerçekleştirmenizi de gözleri götürmez. köpekler gibi ardına düşer parçalarlar o adamı.

belki de, başka biriyle gerçekten gönül gönüle, başbaşa olabilecek yetideki insanlardır evrende böyle yalnız görünenler. bunun dışındaki insanlarda bir sırnaşıklık vardır, sırnaşık sürülerin insanlarıdır onlar.

önemli olan candan sevgidir gerçekte, cinsel birleşmedir. cinsel değinme, gerçek olan tek değinmedir, bütün değinmelerin en yakınıdır. oysa biz bu değinmeden korkuyoruz. ancak yarım bilinçle, yarım yamalak yaşıyoruz. bize en çok gereken şey budur.