4.8.13

hawksmoor

peter ackroyd

methe kıymet vermek budalaca bir çılgınlıktır. en güzel şeylerin daha az hayranı olur; çünkü ahmakların sayısı ehil insanlardan ziyadedir.

keder nedir? alemin gıdası. insan nedir? değiştirilemez şer. vücut nedir? cahilliğin öbeği, tüm haylazlıkların temeli, kokuşmuşluğun bağı, karanlık mahfaza, yaşayan ölüm, beraberimizde taşıdığımız kabrimiz. zaman nedir? insanın salahı. bunlar kadim öğretilerdir.

unutkanlık zamanın büyük muammalarından biridir.

salgın veya yangının nedeni günaha atfedilemez. bu felaketleri harekete geçiren, insanoğlunun ihmalidir ve ihmalkarlığın tedavisi yoktur; dehşet tek maniadır.

büyüklük adım adım artıp da zafer mertebesine ulaştığı gibi, sefalet de aynı biçimde devamlı felaketler nedeniyle sefilliğin en alt seviyesine batar. buna rağmen, çoğu insanın sadece bildiklerini değil; aynı zamanda fazilet ve namuslarını da bolluğa borçlu oldukları inkar edilemez; alemde insanlarla sürdürdükleri dürüst ve adil münasebetleri sayesinde büyük şöhret sahibi olduğu halde hezeyanlarına terk edilecek olsalar, kısa zamanda tüm şöhretlerini kaybedip sefil ve ahmak kişiler olacak kaç bin kişi vardır? yine de fakirliği bir suçmuş gibi cezalandırır ve zenginliği de bir faziletmiş gibi taltif etmeye devam ederiz. işte hayatımızın takip ettiği daire budur: fakirlik günahı, günah da cezayı doğurur.

tabiat, ileri ve cesur olan önünde eğilir.

cinayet eğilimi herkeste vardır ve bir katil hakkında, cinayetinin türüne bakarak birçok şey söyleyebilirsiniz. kararlı birisi aceleyle öldürür; tereddütlü birisi daha yavaş. bir doktor ilaç kullanır; bir işçiyse levye ya da kürek. bu durumda sormanız gereken soru, elleriyle ve çabucak öldüren bir adamın nasıl birisi olduğudur. cinayeti izleyen eylemlerin sıralamasını da hatırlamanız gerekir. katillerin çoğu yaptıklarından dolayı afallar. terlerler ve bazen çok acıkır ya da susarlar. çoğu da, kurbanları gibi, ölüm anında dışkılama sistemlerinin denetimini yitirir. katiller olayların sıralamasını hatırlamaya çalışır ve hatırlarlar; fakat asla öldürme anını hatırlayamazlar. katil onu hep unutur; bu yüzden de hep bir delil bırakır. bizim de aradığımız budur.

hakikatin içinde yattığı uçurumun dibi yoktur ve içine atılan her şeyi yok eder.

insanoğlunun aklının ulaşamayacağı kadar yukarıda veya anlaşılması zor olan bir hakikat yoktur.

1. ilk şehri inşa eden kabil'dir.
2. resmi öğretimi bastırılmış olsa da, dünyada "scientia umbrarum" (hayalet bilimi) denilen hakiki bir ilim vardır ve mazbut bir sanat erbabının bunu kavraması şarttır.
3. mimarlığın hedefi ebediyettir ve ebedi kuvvetlere sahip olmalıdır; sadece sunak ve kurbanlarımız değil, mabetlerimizin şekilleri de mistik olmalıdır.
4. mevcut hayatın ıstırapları ve beşeriyetin vahşeti, kaderin hepimizi tabi tuttuğu zorluklar ve ebedi perişanlığımızın neden olabileceği tehlike, hakiki mimarı mutabakata veya akli güzelliğe değil, bayağı farklı ve tertibe sevk eder.

katiller kendilerini öldürdükleri zaman bunun da bir başka cinayetmiş gibi görünmesini sağlamaya çalışırlar.

ahlaksız: efendi, kadınlar neden kurbağa gibidir?
arkadaşı: sen söyle, kadınlar neden kurbağa gibidir?
ahlaksız: çünkü erkekler onların da sadece alt taraflarını yer.

muhteşem vergilius neredeyse tüm eserlerini başkalarından almıştır; egloglar'ını theokritos'tan, georgica'sını hesiodos ve aratos'tan, aeneis'ini homeros'tan. aristo ise birçok şeyde hipokrat'ın eserlerinden, plinius da dioskorides'ten ilham almıştır. homeros'un da bazı eserlerini kendinden önce gelenlerden bazılarının yazdıklarına istinat ettirerek inşa ettiği konusunda temin ediliyoruz. çeşit ve orijinallik itaatsiz hayalden başka bir şey değildir.

bütün alemde bu böyledir: gurur emareleri ve kendilerine fazla kıymet vermeleri haricinde tavsiye edilmelerini gerektirecek hiçbir hususiyetleri olmayanlar, sırf sanki bir matahmış gibi bir hava neşrettiklerinden, öyle sanılarak hep itibar görmüşlerdir.

tahribat, hacmi hızıyla birlikte artan, yamaçtan aşağı yuvarlanan kartopu gibidir.