17.8.13

boğaz kavgası

salah birsel

her paşanın konağı ya da yalısı minik bir saray gibidir. oralarda da yüzlerce tencere, yüzlerce kazan kaynar. tevfik fikret onlara: "yiyin efendiler yiyin, bu han-ı yağma sizin." dedikçe onlar da durmadan dinlenmeden, soluk almadan tıkınırlar.

nedir, bu boğaz kavgasının abdülhamit'in iznine bağlı olduğunun unutulmaması gerekir. ziftleneceksin ama ziftlendiğini yıldız sarayı da bilecek. bir kez bunu unutan rauf paşa ile konuklarının başına öyle işler açılmıştır ki, yiğitçe zehirli hançerler bundan beterini edemez.

rauf paşa sağlam tembihli yemekler yapmaya ve yaptırmaya düşkündür. bir akşam yine ışıklı yemekler döktürmüş ve arkadaşlarını bebek'teki yalısında toplamıştır. bol yemeklik ve içmelik olunmuştur. sıra ağızları silmeye geldiği vakit de yalı basılır. bu da nesi demeyin. her zamanki gibi bir curnal işlemiştir. curnalde "rauf paşa'nın yalısında babıali ileri gelenleri toplanıyor. geç vakitlere değin devlet sohbeti yapılıyor." denilmiştir. basılanlar arasında amedi odası görevlilerinden saip efendi de vardır. daha yıldız'daki ilk sorguda bedeni korkudan çiftetelliye durur:

"rauf paşa'nın yalısında ne yapıyordunuz?"

"hindi yedik, kaz dolması yedik."

"daha?"

"hindi yedik, kaz dolması yedik."

"daha, daha?"

"kaz yedik, dolma yedik. başka bir bok yemedik."

abdülhamit, her vakit olduğu gibi, sorguya çekileni bir perde arkasından dinliyordur. saip efendi'nin sözlerinden ve hallerinden curnalin sağlam bir temele oturmadığını çakmıştır. 50 altın vererek kendisini savar. rauf paşa ile öteki kaşık düşmanlarına da selamlarını yollayarak perdeden aşağı iner.