2.7.13

giovanni'nin odası

james baldwin

insanlar her şeye kötü bir sıfat yakıştırmaktan hoşlanırlar. bu sıfatları kullanmadıkları tek zaman, kendileriyle ilgili kötü bir şey anlattıkları zamanlardır.

ben kendi irade güçlerine, karar alma ve bunu uygulama yeteneklerine güvenen ve bununla gurur duyan insanlardan biriyim ya da öyleydim. bu erdem de, birçok erdem gibi kendi içinde bir belirsizliği saklar. iradeli olduklarına ve kaderlerine hükmedebildiklerine inananlar, bunu ancak kendilerini kandırmakta uzmanlaştıkları oranda sürdürebilirler. bunların kararları aslında gerçek bir karar bile sayılmaz. gerçek bir karar insanı alçak gönüllü yapar, kişi kararının sayısız etmene bağlı olduğunu bilir, bunların kararları gerçekten kaçmak için ustaca kurgulanmış, dünyayı ve kendilerini gerçekte olduğu gibi değil de kafalarında tasarladıkları şekilde göstermeye yarayan incelikle işlenmiş birtakım kaçış sistemleri, hayallerdir.

belki herkesin kendine özgü bir cennet bahçesi vardı -bunu bilemiyorum- ama gerçek olan, kişinin cenneti tam anlamıyla yaşayamadan ateşten kılıcın karşısına dikildiği. ve sonra yaşamın onu cenneti anımsamak ya da onu tamamen unutmak seçeneğiyle karşı karşıya bıraktığı. öyle ya da böyle. anımsamak için güce gerek var; unutmak için ise çok farklı bir güce; her ikisini birden başarabilmek içinse kahraman olmak gerek: anımsamayı seçenler acıyı, içtenliklerinin hiç aralıksız ayaklar altında ezildiğini görmenin acısıyla çılgına dönmeyi göze almalı. unutma yolunu seçenleri bekleyense bir başka çılgınlık tutkusu; acıyı tanımamanın, içtenlikten uzak kalmanın getirdiği çılgınlık. insanlar çoğunlukla ya anılarına bağlı çılgınlar ya da her şeyi unutmaya çalışan çılgınlar oluyor. gerçek kahramanların bu dünyadaki sayısıysa çok düşük.

zaman konusundaki saçmalıklara inanmıyorum. zaman basit, olağan bir şeydir; balık için su neyse insan için de zaman öyle bir şey işte. hepimiz aynı suda yüzüyoruz, kimse bu sudan çıkamaz; çıkmayı deneyenin başına tıpkı sudan çıkan balığın başına gelen gelir: ölür. zaman denilen bu suyun içinde olanları biliyorsunuz. büyük balık küçük balığı yutuyor ve bu okyanusun umurunda bile olmuyor.

kadınlar mı? tanrı'ya şükür onlar hakkında hiçbir şey düşünmesen de fark etmez. kadınlar su gibidir. her kılığa bürünebilirler; insanın aklını başından alacak kadar çekici olabilirler; bir o kadar da güvenilmez ve çok da derin görünebilirler ya da belki de sığ. üstelik ölçüsüz derecede de pistirler.

kadınların bir şeye bağlanmalarının nedeni, daha iyi bir şeyin eksikliğini çekmeleridir. eğer ellerinden gelse bir erkek için her şeyden vazgeçerler, bağlandıkları diğer şey ne olursa olsun. tabi kadınların çoğu bunu itiraf etmekten kaçınır; hatta itiraz ederler; çünkü ellerindekini bırakamazlar, bağlanmışlardır ona.