23.7.13

dizeler

ataol behramoğlu



zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa
hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır
(tevfik fikret)

geçmişten adam hisse kaparmış.. ne masal şey
beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi
tarihi "tekerrür" diye tarif ediyorlar
hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi
(mehmet akif ersoy)

insan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar
(yahya kemal)

ben büyük rüzgarları severim; büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer gününde uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

herifçioğlu sen mişel'de koyuvermiş sakalı
neylesin bizim köy'ü, nitsin mahmut makal'ı
esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni karası
cebinde dört dilberin telefon numarası
bir elinde telefon, bir elinde kesesi
uyyy!.. yesun oni nenesi
yesun oni nenesi
(bedri rahmi eyüboğlu)

ben sadece ölen babamdan ileri
doğacak çocuğumdan geriyim
(nazım hikmet)

burası dalyan kahvesi
ortalık süt mavisi
apostol bu ne biçim meyhane
tabağımda bir bulut
kadehimde gökyüzü
(oktay rifat)

köşe başını tutan leylak kokusu
yakamı bırak da gideyim
(oktay rifat)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

biliyorum bir gün karanlıkta
kesecekler yolumuzu
ya siz çocuklar
nasıl anlatmalı sizlere olup bitecekleri
çocuklar bizim dediğimiz
yüzümüze utanç duymadan bakmaktır
mal değil mülk değil istediğimiz
size namuslu bir dünya bırakmaktır
(vedat türkali)

dağın eteklerinde orman
çam, sedir, ulu çınarlar
birbirini seyrediyor aynasında denizin
çamlar pürleriyle suskun
sedirlerin gözleri uzakta
"ölünceye kadar seninim" diyor denize
kendi gölgesinde yanan bir çınar
(cevat çapan)

ben sana teşekkür ederim, beni sen öptün
ben uyurken benim alnımdan beni sen öptün
serinlik vurdun korulara, canlandı serçelerim
sen mavi bir tilkiydin, binmiştim mavi ata
ben belki dün ölmüştüm, belki de geçen hafta
sen bana çok güzeldin, senin ayakların da
(ülkü tamer)

başımda ışıklı bir rüzgar
göğsümde serin gökyüzü
yirmi dört yaşında. intihar sürgünü
açayım sıkıntının yelkenini
yirmi beş yaşında. yeni bıyıklı
uzun erzurum kasketli ve cömert
güneyden kuzeye serseri
bir kış günü. yirmi altı yaşında
uzun trenler, kalabalık yaylalarla geçeyim
kürt gelinlerinin bahçelerini
(refik durbaş)

yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek hiç ölmemektir
(hüseyin avni dede)

dağların öte yüzünü yaşamış bir geyik
her coğrafyada büyütür subaşlarını
yeni bir söz seçilecekse yaşama
ince bir damar gibi
yürekte örselenmiş kurşundan
başlanmalı:
dünyanın kabuğu çatlıyor
dağlar birbirine değdi
(leyla şahin)

eflatun esintiler içinde titredi incecik
aynı içten kokuyla iki ayrı erguvan
birisi bir küçük evin içedönük bahçesinde
süsledi sevgisini iki pembe avucun
öbürü bir mezar başında öksüz
döktü rengini sessizce
(şükrü erbaş)