20.6.13

ölümsüz

vassilis vassilikos

sağcılar, bağları saran pas hastalığı gibidir.

bu dünyada yalnız cebi para dolu kişi saygı görür. yolsuzlar, sümüklü böcek gibi ezilmeye mahkumdurlar. kabak hep yoksulların başında patlar. güçlüler her zaman güçlüdür. büyük balık hep küçük balığı yutar.

ölüler konuşmaz. sırtlarında ölümün güzelliği, hiçbir ilkbahar ve tomurcuklarının bize açıklayamayacağı sırları birlikte götürürler. soğuyan kemiklerin çevresinde oluşan tuz gibi, yapılamayan açıklamalar, boğulup giden savunmalar, muhtıralar, yetki itirazları, yargılama yöntemleri, olayların yorumuyla kabardıkça kabaran toprak.

ölüler, tarihin nasıl oluştuğunu bilmezler. tarihi kanlarıyla sular, ölümlerinden sonra olup bitenleri öğrenemezler. yaptıkları özveriyi bilmezler, bu bilmezlik onları daha da güzelleştirir.

kimsenin yararlanmadığı kaynak bir türlü kurumaz.

gezip dolaşacağı uçsuz bucaksız yerler, uzanacağı bir kumsal, okşayacağı bir kadın bulunmayan kişi korkar; cılız, başı ağaç yapraklarına, yıldızlarda biten bademlere değmeyen, yumurta ve tavuk kadar gezegenimizle yakın ilişki kurmuş bir yasaya, yer çekimi yasasına alışmış kişi korkar. oysa, başka yasalarla yönetilen öbür gezegenlerde yaşamayı da öğrenmek zorundadır.

insanoğlunun ay'ı ve deniz diplerini fethetmeye hazırlandığı bir çağda, siyasal amaçlarla cinayetlerin işlenmesi akıl alacak şey değildir.

ölüm, tamamlanmayan her şeydir.

düşünce paslanmadıkça aşk hep aşk kalacaktır. aşkın değişkenleri gövdeleridir. neyse ki gövdeler de değişebilir; ama aşk her yüzün, her çift saydam gözün ardında hep aynıdır. özlem; bizi aşan, çevremizdeki duvarları, engelleri istemeyen, öteleri arzulayan bir şeyin özlemidir bu. sesime karışan senin sesin, çift ses, hiçbir ses, çağların ötesinden gelen bir uyumla güneş kadar değişmez; bir şeyi tekrarlayan, gerçekte sen ve ben olmasak da yine biziz aşk.

olayların ağına takılınca, tarafsız bir gözle neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğini kestirmek güçtür.

aşk çok tatlı; ama benim için sende yaşamak daha da tatlı. kendini bıraktığın, boyun damarlarının titrediği sıra. kendini bende yitirdiğin, yitip gitmene engel olduğum an. sen, pasif ve coşkun deniz, duruma göre ölümsüz ya da geçici ırmak, kıpkırmızı pençeleriyle kekliklerin ötüştüğü sel yatağı, sen ve ben, barış.

eninde sonunda herkes yalnız değil mi? yanılıyor, tersine inanıyoruz ama hepimiz ayrı ayrı acı çekiyoruz.