4.6.13

dışa yolculuk

virginia woolf

kadın olsun erkek olsun, eğer bir yaratık bir oyun kendisine herhangi bir yararı olduğunu düşünecek kadar kandırılmışsa, bırakın oy kullansın. çok geçmez, aklı başına gelir.

bir sanatı gerçekten önemseyen insanlar her zaman en az duygulananlardır.

bir katil bile can sıkıcı birine yeğlenir.

hep dinin böcek koleksiyonu yapmaya benzediğini düşünmüşümdür. biri kara böceklere tutkundur, öteki değildir. bu konuda münakaşa etmenin yararı yok.

en önemsiz vida bile görevinde başarısız olursa, bütünün doğru düzgün çalışması tehlikeye girer.

siyaset içgüdüsü diyebileceğim şey hiçbir kadında yoktur.

iki partinin ortak yanları insanların genellikle kabul ettiğinden daha çoktur.

çocukların mutlu olduğunu düşünmek yanılgıdır. öyle değillerdir, mutsuzlardır. hiçbir zaman çocukken çektiğim kadar acı çekmedim.

çocuklar adaletsizliği asla unutmazlar. yetişkin insanların umursadığı yığınla şeyi affederler; ama o günah, bağışlanamaz günahtır.

dünyadan pek çok mucize geçer
korkunç, harika
ama hiçbiri kış yağmurunun altında
denizin gri derinliklerinin üzerinde yol alan
insanlık kadar değil (sophokles)

önemli olan şeyler değil, onları söyleme biçimidir.

iyileşmenin üç aşaması vardır: süt aşaması, tereyağlı ekmek aşaması ve kızarmış et aşaması.

insanın bu dünyada bedeninin kölesi olduğunu fark etmesi utanç verici. ocağın üstünde çaydanlık yoksa asla çalışamam. fazla çay içmem ama istersem içebileceğimi bilmem gerekir.

nasıl da yapayalnız buz dağlarıyız biz. ne kadar az iletişim kurabiliyoruz!

iki insan hiçbir zaman şu kadarcık bile aynı değildir.

yumurta kırılınca, omlet yenmeli.

insana acayip şeyler oluyor. rahatın yerinde yaşayıp gidiyorsun, bir şeyin ardından başka bir şey geliyor; her şey hoş ve kolayca akıp gidiyor; hepsini bildiğini düşünüyorsun ve birdenbire nerede olduğunu hiç mi hiç bilmiyorsun; her şey eskisinden farklı görünüyor.

insanlar her zaman kendi yollarına giderler. hiçbir şey onları etkileyemez.

keşke şu insanlar bir şeyler hakkında düşünselerdi, dünya hepimiz için çok daha yaşanacak bir yer olurdu.

keşke insanlar düşündükleri şeyleri dosdoğru söyleselerdi, ne çok can sıkıntısından kurtulurlardı!

insanlar olduklarından gazla bir şey değillerdir.

dostluk istiyorum; benden daha önemli, daha soylu birini sevmek istiyorum; bana aşık oluyorsa bu benim suçum değil; bunu ben istemiyorum; bundan gerçekten nefret ediyorum.

farklı insanlar arasındaki ilişkilerin böyle doyuruculuktan uzak, böyle kırık dökük, böyle riskli; sözcüklerinse, başka bir insana karşı anlayışlı olma içgüdüsünün dikkatle incelenmesini ve büyük olasılıkla da yok edilmesini gerektirecek kadar tehlikeli olmasının nedeni neydi?

insan, herhangi birinin ne hissettiğini asla bilemiyor. hepimiz karanlıktayız. bulup ortaya çıkarmaya çalışıyoruz; ama bir insanın başka bir insanla ilgili fikirlerinden daha gülünç bir şey hayal edebiliyor musunuz? insan, bildiğini sanarak yoluna devam ediyor; ama gerçekte bilmiyor.

genç kadınlarla arkadaşlık etmenin en kötü yanı da bu -hemen aşık oluyorlar.

sıradan bir kadın yalnızca iki yaratığı umursar: çocuğunu ve köpeğini; erkeklerdeyse bu sayının iki olduğuna bile inanmıyorum.

aşık olmak neden bu kadar acı vericiydi; mutluluğun içinde neden bu kadar çok acı vardı?

yalın olmak, onu pençesine alan, hiç durmadan ona bir aynada kendi yüzünü ve sözlerini gösteren o korkunç benmerkezcilik olmaksızın, ne hissettiğini yalınlıkla söyleyebilmek, işte bu, neredeyse bütün öteki yeteneklere bedeldi; çünkü insanı mutlu ediyordu. 

20 kişi -hayır, hevesli olurlarsa 10 da yeterdi- bir şeyleri konuşmak yerine yapmaya başlarsa, var olan hemen her kötülüğü ortadan kaldırabilirdi.

pek uzak olmayan bir yerde zarif bir peri vardır.
nemli yularından tutup severn'in pürüzsüz akıntısını dalgalandırır (john milton)

yaşamayı istemek korkaklık değildir. korkaklığın tam karşıtıdır.