15.5.13

nikolay ostrovski

romain rolland

bir devrimin en büyük sanat yapıtları, gene o devrim tarafından yaratılan insanlardır. büzülmüş toprağı yarıp da gelen bu yeni yaşam patlayışı içinde ateşten ruhların fışkırdığı görülür. havayı inanç çığlıklarıyla dolduran türküler gibi. ve bu türkülerin yankısı, o insanlar göçüp gittikten sonra da uzun zaman devam eder. gelecekteki destan ve türkülerin esin kaynakları ve kahramanları olacaktır bu insanlar. o türkü ve destanlar ki, sert ve acı bir ilkyaz demek olan devrim çağının sağladığı verimli yazların harmanıdırlar.

işte bu insanlardan, işte bu kahramanlık ve ateşli yaşam türkülerinden biridir nikolay ostrovski. kendisini ziyaret eden ve hayranlık dolu bir saygıyla selamlayan andre gide'in onu "dış dünyayla hemen hemen her türlü ilişkiden yoksun ve yayılıp yerleşecek bir temel bulamayan bir ruh" diye sunmasından anlaşılıyor ki, ostrovski'yi görememiş ve duyamamıştı; bunun için de elini uzattığı ostrovski'ye "yaşamda bağlanmak için" bir çeşit köprü uzattığını düşlüyordu. ama iki insandan, ötekini "yaşamda bağlayabilecek olanı", ölmek üzere olanıydı asıl. nasıl sezmezdi andre gide bunu? nasıl duymadı parmaklarının bu eylem meşalesine dokunur dokunmaz yandığını?

eylem ve savaş alevidir her şey ostrovski'de. ve gece ile ölüm onu sardıkça bu alev gittikçe biraz daha büyüyüp genişlemiştir.

güçlüklerle dolu olan çocukluğunda garibaldi ve ovod'un kahraman yaşam öykülerini okuyarak coşan, 15 yaşındayken budiyeni'nin süvari alayında at koşturan, ağır yaralandıktan ve ağır bir tifüse yakalandıktan sonra da durup dinlenmeksizin savaşa ve en yorucu, en tehlikeli çarpışmalara koşan bu genç delikanlı, gide'in dediği gibi, "hiçbir şeyle avunamayacak hale gelmiş" acı ve yalnızlık hastası değildi kesinlikle. bir an olsun dinlenmemecesine bir eylem ve iyimserlik aşkıyla dolup taşıyordu. ve kendisini bütün orduya, yeryüzünün ilerleyiş ve savaş halindeki bütün halklarına bağlayan işte bu sevinçti.

kendisine "hiçbir üzünç duymamamız mümkün mü?" diye soran bir ziyaretçisine şöyle cevap vermişti:

"vaktim yok ki bunun için. simsiyah gece bile pırıl pırıl güneşli bir sabah haline gelebilir bizim ülkemizde. alabildiğine mutluyum. bu ellerin de, kurduğumuz ve adı 'sosyalizm' olan görkemli yapıya birkaç tuğla koyduğunu bilmekten gelen o derin sevinç yanında, yaşadığım facianın hiçbir önemi yoktur."

sabahtan gecenin geç vakitlerine kadar kendisini bitirip tüketen rüyalarında bile çin'deydi, ispanya'daydı, yeryüzünün bütün devrimlerine tutkuyla katılmaktaydı. kimi zaman koskoca bir ülkenin ayaklanma planlarını hazırlıyor ya da bir dretnotun üstünde gemicilerin isyanını organize ediyor, kimi zaman da bir ordunun başında ilerleyip franco'nun faşistlerini eziyordu. geldiğini görüyordu dünya devriminin ve yol açıyordu ona.

"benim için" diyordu, "insanlığın o güzel mutluluğu uğrunda savaşmaktan daha büyük bir sevinç yoktur dünyada."

ikinci kitabı olan "kasırga çocukları"nı bitirir bitirmez öldü. tasarıları arasında da "ve çeliğe su verildi"nin devamı ve sonu olmak üzere, şu anlamlı adı olan kitap yer alıyordu: "korçagin'in mutluluğu". yani ostrovski'nin, kör ve inmeli ve savaş meydanında can veren ostrovski'nin.

"kişisel olan hiçbir şey sonsuz olamaz." diyen genç bir kahramanın bu yüce mutluluğu, dilerim, yaşamıyla olduğu gibi ölümüyle de pırıl pırıl parlasın!

geçen yıl bana gönderdiği sımsıcak bir merhabaya yanıt olarak şunları yazmıştım kendisine:

"karanlık günlerle dolu geçen yaşamınız, emin olunuz ki, binlerce insan için bir ışıktır ve bir ışık olmaya da devam edecektir. ve bütün dünyanın gözünde siz, insan kafası tarafından bireysel yazgının ihanetlerine karşı kazanılan zaferin göz kamaştırıcı, coşku ve umut verici bir örneği olarak kalacaksınız: dirilmiş ve özgürlüğe ulaşmış olan büyük halkınızla kaynaşmış bulunuyorsunuz çünkü siz; halkınızın kudretini, sevincini ve önünde durulmaz atılımını sizde gördük. halkınız sizde, siz de halkınızda sürmektesiniz."