3.4.13

seçme şiirler

nikos gatsos

tek başıma bir akşam çıktım yola
çiçek açmış bayırlara çıkan

uyan çağlayan su, çam ağacının kökünden, fesleğen kokuları ve kertenkelenin ıslık sesleriyle toprağı sulayarak serçelerin gözlerini bulmak ve uyandırmak için bu gözleri. biliyorum, çıplak bir damarsın rüzgarın korkunç bakışı altında, suskun bir kıvılcımsın yıldızların parıltılı kalabalığı içinde. sana kimse dikkat etmiyor, kimse durup soluğunu dinlemek istemiyor ama sen ağır yürüyüşünle gururlu doğanın içinde bir gün kayısı ağacının yapraklarında varacaksın çıkacaksın zarif bedenlerine küçük bitkilerin ve yuvarlanacaksın bir yeniyetme ay gibi bir sevgilinin gözlerinden. bir zamanlar gelip geçmiş olan insancıl bir meleğin üzerine ismini ve henüz hiçbir kimsenin, en deli çocukların bile, en bilge bülbüllerin bile bilmediği bir şarkıyı yazdığı ölümsüz bir taş var, atalar toprağının geniş vadilerinde ve derbentlerinde; ama eğer bir gün bu melekler şarkısı açılır da yıpranmaya ve zamana karşı atılırsa, birden son bulacak yağmur ve çamurlar kuruyacak, karlar eriyecek dağlarda, rüzgar ötecek, bülbüller yeniden hayata gelecek, sorkunlar ürperecek ve soğuk gözlü ve soluk benizli insanlar yarılı çan kuleleri içinde tek başlarına çalan çan seslerini duyunca giyecek bayram şapkalarını, ayakkabılarına gösterişli fiyonklar bağlayacak. ve o zaman artık hiç kimse şakalar yapmayacak, ırmakların kanı taşacak, hayvanlar dizginlerini koparacak, yemliklerde ot yeşerecek, ahırlarda kiremitlerde taptaze gelincikler akdikenler fırlayacak ve bütün yol kavşaklarında kızıl ateşler yanacak gece yarılarında. o zaman korkutulmuş olan kızlar ağır ağır gelecek en son giysilerini fırlatmak için ateşe ve çırılçıplak etrafında oynayacaklar, aynen bizim de genç olduğumuz ve şafakla bir pencerenin açıldığı dönemdeki gibi, göğüslerinde kızgın bir karanfil bitsin diye. çocuklar, belki de ataların anısı bir avuç gül suyundan daha derin bir avuntu ve daha değerli bir dosttur ve güzelliğin sarhoşluğu evrotas'ın uyuyan gül fidanından hiç de farklı değil. iyi geceler diyeyim artık, düşlerini sarsan bir sürü kayan yıldız görüyorum ama ben müziği daha iyi bir gün için parmaklarımda tutuyorum. hindistan yolcularının bizans vakanüvislerinden daha çok söyleyecekleri var size.

meropi gözlerimi kapıyorum ölü kuşların kanını içine emmiş olan toprağı anımsamak için ve bir yerlerde bir yangın çıktı bir duman ve bir demir sorkunların şakıdığı ırmakların tozundan öte. gece dağlarının üstünde yanıp sönüyor bir yıldız, bülbüllerin ve cırcırböceklerinin oyununa başlamak istiyor.