19.4.13

haiku gibi

cevat çapan


sana ne söylemek isteyebilirim
gözlerinden
uzaklara bakarken

gecenin ağaran ucundan koparıyorum
sabahın
ilk kızılcığını

yağmurdan bata çıka çamurlara
varıyorum pırıl pırıl
gözlerinin gölüne

iyi ki sapmışım
doğru evime giderken
sana yönelen yola

güz yaprakları bu dökülenler
bütün bu sarışınlık
karanlık kışa girmeden

durmadan camları sildi kadın
sabahı görmek için
düşlerin penceresinden

balıklar da uyumaktan vazgeçti
sulara vuran ayın
aydınlığı içinde

dağ yolunda
rakı burcuna giriyor güneş
kamyon ovaya inerken

narı ikiye bölünce
kanlı gözyaşları dökülüyor
içinden

narı da böl ikiye
korkma
artık ağlamayacak

suşehirliyim, diyor
gönlü şehirden çok
sudan yana

burası sinop, hiç görmediğim
oysa ben denizi görebiliyorum
zindanda olsam bile

gülümse, gülümse
gülümseyen gözlerinle başlasın gün
bir gökkuşağından dökülsün
yağmura dönüşen gülüşün

altıma serdiğin geceyi
yıldızlarınla donatıp
üstüme örtmeyi unutma

tünellere girip çıktıkça tren
gölgeleri titriyor gözümde
geride bıraktığım yüzünün

bir yarışın telaşına kapılmadan
akşamın tadını çıkarıyor
aslanağızları
devedikenleri
katırtırnakları

bir kadın ud çalıyor tenhada
akşamları çiçeklerini sulayan bir kadın
çaldıkça yakamozlar açıyor sularda

konsolun üstünde ucu kıvrılmış bir resim
feraceli kadın ayakta
sağ eli oturan kolağasının omuzunda

usulca giriyorsun rüyalarıma
çıt çıkarmadan
ve uyandırmadan halayıklarını

kırlangıçların saati
demek taşradayız
unutulmuş bir yaz akşamı

beş yıl sustuktan sonra
bu sözleri hangi seslerle fırlatmalı
geceye
havai fişeklerin sevinciyle