4.4.13

ferdydurke

witold gombrowicz

sevilen bir kişinin yalnızca bize sert davrandığını görmek değil, yokluğumuzda da sanki her türlü olasılığa karşı sertliğini bilmek kadar bize acı çektiren bir şey yoktur.

bedenin belli başlı parçası, o pek senli benli olduğumuz sevimli kıç; davranış onunla başlar, tabanı o oluşturur. bir ağacın gövdesi gibi çeşitli dallara ayrılmalar, yani parmaklar, eller, gözler, dişler, kulaklar ondan türer ve bedenin kimi başka parçaları karışık, aldatıcı biçim ve yapı değiştirmeler sayesinde yavaş yavaş başkalaşırlar. yüze gelince (ona surat da denebilir), o en yüksek noktadadır, kıçtan başlayarak gelişen ağacın tepesidir: kıçtan başlayan devir böylece yüzde tamamlanır. ağza gelindiğinde, bana bedenin öteki parçalarına geri dönüp sonunda yeniden kıça gelmekten başka ne kalıyor?

aldırmazlık, kabalık, kısa konuşma ve çok serbestlik: işte, modern gençlerin şiirsellik buldukları şeyler bunlardı.

anılar! insanlığın şanssızlığı şu ki bu dünyada varoluşumuz hiçbir belli ve kalıcı hiyerarşi içinde yürümüyor, her şey akıp gidiyor, her şey yapılıyor, her şey kımıldayıp duruyor ve herkes herkesi etkiliyor; zır cahil, dar görüşlü, anlayışı kıt insanların yargıları zeki, parlak, becerikli insanların yargılarından daha az önemli olmuyor. bir insan bir başka insanın ruhundaki yansımasına sıkı sıkıya bağlı; bu ruh bir budalanın ruhu olsa da. bu noktada, dar kafalıların düşünceleri karşısında odi profanum vulgus (cahil halktan nefret ederim/horatius) diyerek aristokratik bir tavır takınan meslektaşlarına kesinlikle karşıyım. gerçeklikten kaçmanın ne zavallı, ne zayıf bir yolu; yapmacık bir üstünlük duygusuna ne bayağıca bir kaçış bu! bence, tam tersine, bir düşünce ne kadar sınırlı ve dar ise, bizim için o ölçüde önemli ve güçlüdür, tıpkı insanın dar bir ayakkabıyı ayağına tam olarak uyan bir ayakkabıdan daha iyi hissetmesi gibi.

dünya duruyorsa bunun tek nedeni, geri adım atmak için her zaman çok geç kalınmasıdır.

birçok güzel, odasında yalnız kaldığı zaman kesinlikle iğrenç bir biçimde davranır.

ah, iğrenç bölümler! okuyucuların çok küçük bir bölümünün bu yapıtın bir parçacığını hem de kısmen sindirmesi için bir bütün oluşturmak zorunda mıyız?

ölüm cezası bir boş inançtır.

şakalar kendiliklerinden oluşurlar. bizi çok acımasızca gülünç duruma düşüren şeylerden alay yoluyla kurtulmayı uzun süredir öğrenmiş bulunuyoruz. ciddi bir peri bir gün gelip de kaba saba gülmeden, yaşamın somut küçüklüklerine çekinmeksizin bakabilecek mi? ve bu küçüklüklere karşılık büyüklüğünü kim ortaya koyacak? peki sen, ey benim fazla parıldayan, fazla hafif biçemim! sana ne demeli?

kendinizi, karşınıza çıkan kim olursa olsun ona ders verebilecek, onu aydınlatabilecek, ona yol gösterebilecek ya da onu düzeltebilecek üstün insan sanmaktan vazgeçmenizin zamanı gelmiştir. bu üstünlüğe sizi kim inandırıyor? yüksek çevrelerin adamı olduğunuz nerede yazılı? sizi kim aristokrat yaptı? size olgunluğa sunulmak üzere güven mektubunu kim verdi?

benim düşündüğüm yazar kendisini olgunlaşmış saydığı için değil, tersine, olgunlaşmamış olduğunu bildiği için yazmaya başlayacaktır; henüz biçimi alt edemediğini ve yukarıya çıkmak isteyen; ancak tepeye daha ulaşmamış biri olduğunu, kişiliğini bulmak isteyen; ancak daha bulamamış biri olduğunu iyice bilerek yazmaya başlayacaktır. saçma ve kusurlu bir yapıt ortaya koyacak olursa, şöyle diyecektir: "bravo doğrusu! budalaca şeyler yazdım; ama ille de akıllıca ve kusursuz kitaplar yazacağım diye hiçbir anlaşma yapmamıştım. budalalığımı dile getirebildim; bundan dolayı da sevinçliyim; çünkü neden olduğum eleştiri ve tiksinti üzerimde etki yapıyor, beni eğitiyor, bir bakıma yeniden yaratıyor ve sonunda yeniden doğmuş oluyorum.

büyük dehalara saygı göstermeyi insanın kafasına sokmak için okuldan başka bir yer yoktur.

en yaşlı insanı en genç insan yetiştirir.

vakti gelmiştir, saati çalmıştır; biçimi aşmaya, biçimden kurtulmaya çabalayın! sizi sınırlayan şeylerle özdeşleşmekten vazgeçin. siz ki sanatçısınız, kendi duygu ve düşüncelerinizi açıklamaktan kaçının. kendi sözlerinize güvenmeyin. inancınıza da güvenmeyin, duygularınıza inanmayın. görünüşünüzden kurtulun ve kuş yılandan nasıl korkarsa, siz de her türlü dışavurmadan öyle korkun.

artık hiçbir şey kalmamıştı; ne genç, ne yaşlı, ne modern, ne eski, ne öğrenci, ne çocuk, ne olgun, ne ham; şimdi ben nötr idim, artık hiçbir şey değildim.. dosdoğru giderek uzaklaşmak, uzaklaşarak dosdoğru gitmek ve anıları bile unutmak. ne mutlu aldırmazlık! ne mutlu unutma! içimizde her şey ölmüş ve yeniden yaratmak için hiç kimsenin henüz zamanı olmamış. ah, ölüm için, insanın içinde her şeyin öldüğünü, her şeyin ıssızlık ve sessizliğe, arılığa ve boşluğa dönüştüğünü hissetmek için yaşamak zahmete değer! uzaklaşırken yalnız gitmediğimi, kendimi de birlikte götürdüğümü sandım: yanıbaşımda ya da içimde ya da çevremde benzer, aynı, beni andıran ya da bana eşlik eden biri gidiyordu ve aramızda aşk, kin, istek, tiksinme, çirkinlik, güzellik, gülme, bedenin parçaları yoktu; hiçbir duygu ve düzen de yoktu; hiçbir şey, hiçbir şey, hiçbir şey..

dünyada ve yaşamda az çok çocuksu olan yerler vardır; ama en çocuksu olanı herhalde köy yurtluğudur. burada efendiler ve halk birbirlerine hep çocuk gibi bakarlar, her biri ötekinin gözünde çocuktur.

ah, çavdar tarlalarının ortasından geçen bu keçi yollarında olgunluğun hiç olmazsa görünüşünü kurtarmak için ne kadar işkenceye katlanmak zorunda kaldım! oysa bu sırada köylüler ve efendiler orada, o yurtlukta, utanılacak şekilde gökyüzünde asılı o popo, en yüksek noktasında korkunç, acımasız güneş, keskin ışıklarını, milyonlarca okunu fırlatıyordu.. ah, bu onduran, şiddetli gevşeme, bu tehlikeli sevecenlik, bu karşılıklı hayranlıklar, bu romans!.. ah, öylesine aşka susamış, bu aşk düzenlemelerine öylesine hazır, hayranlık konusu olmaya öylesine can atan bu kadıncağızların küstahlığı!.. bu cansız, nötr, değersiz kişi nasıl oluyor da benim aşkıma inanıp hayranlığımı kabul etmeye, kendisine karşı gösterdiğim saygıyı açgözlülükle, oburca kullanmaya cesaret ediyordu? dünyada ve gökyüzünün o yakıcı poposunun altında, bu anlaşılmaz kadın sıcaklığından, bu utanç verici kısıntılı hayranlıklardan ve kucaklaşmalardan daha kötü bir şey var mı?

kaçıp sığınılacak yer, bir başka yüzün içindedir; bir insandan kaçıp bir yere sığınmak ancak bir başka insanın aracılığıyla olabilir.