19.3.13

aşk

tom robbins

yarım kaldığımızda bizi tamamlayacak birini ararız daima.

iki insan tanışıp birbirine aşık olunca ani bir büyü dalgası yaşanır. büyü o zaman doğal olarak mevcuttur. daha fazlasını üretmeye çalışmadan, bu bedava büyü ile beslenme eğilimi gösteririz. bir gün uyanır, büyünün kaybolduğunu görürüz. onu geri getirmek için debeleniriz ama genellikle artık çok geç kalınmıştır, hepsini tüketmişizdir. yapmamız gereken, ta baştan itibaren ilave büyü üretmek için delice çalışmaktır. bu zor iştir, özellikle de gereksiz ya da aşırı göründüğünde; ama bunu yapmayı hatırlayabilirsek aşkı kalıcı kılma şansımızı büyük ölçüde artırırız.

aşk zaten bundan ibaret. kibar bir misafir odasında verilen klavsen konseri değil aşk. sosyal güvenlik, bitki özlü kanser ilacı, irlanda piyangosu ya da döner disko olmadığı da kesin. aşk mahrem ve ilkeldir. biraz da tuhaf, ürkütücü tarafta yer alır. tarot destesindeki ay kartını düşünüyorum: garip, devasa bir kabuklu hayvan, zırhı parıldayarak, kıskaçları kıpırdayarak, takır takır sesler çıkararak bir havuzdan dışarı çıkarken vahşi köpekler, bel vermiş ay'a doğru uluyup çığırırlar. kalplerin ve çiçeklerin altında aşk böylesine çılgındır. onu evcilleştirme, inceltme, yengeçleri güvercin gibi giydirip soprano söyletme girişimleri daima kansız cansız bir sonuç verir. neticede bir parodi çıkar ortaya.

aşk en uç noktadaki kanun kaçağı. herhangi bir kurala bağlı kalması imkansız. herhangi birimizin en fazla yapabileceği, onun suç ortağı olmak. saygı ve itaat yeminleri etmek yerine, yardım ve yataklık edeceğimiz sözünü vermeliyiz. 

mükemmel aşkı yaratmak yerine mükemmel aşığı arayarak boşa zaman harcıyoruz. 

aşk kolayca kafanızı karıştırır; çünkü daima yanılsamayla madde, hatırayla arzu, tatminle ihtiyaç arasında gidip gelir. hatta kimi zaman aşkın çelişkileri öyle iç içe geçer ki, aşkın gerçeğini görmenin tek yolu, onu şehvetin bastırılmaz gerçeğiyle kapıştırmaktır. aşkı yanılsamadan arındırmak imkansızdır elbette ama yanılsamanın farkına varmak gerçekle el ele tutuşmaktır. ve kimi zaman böyle bir farkındalığı ancak şehvetin çiğ ışığı sağlayabilir.

aşkın ömür boyu dayanması hiç de olağandışı değil. tükenen tutkudur. aşk kalıcıdır. bakmadığımız bir anda bizden çekip giden şehvettir, sürekli dışarı kaçan şehvettir. şehvetsiz aşk da tek başına yeterli değil.

ilişkinin gizemi kaybolunca aşk da kaybolur.