10.2.13

yalancılık sanatı / sanatçı olarak eleştirmen

oscar wilde

insanın en az kendisi olduğu an, kendi kılığında konuştuğu vakittir. ona bir maske ver; sana gerçeği söylesin.

büyük eserlerin ucuz baskıları keyif verici olabilir; ama büyük adamların ucuz baskıları daima mide bulandırıcıdır.

hayat! varlığımızı doğrulamak için de, deneyim edinmek için de, hayata gitmeyelim. hayat, koşullarla daraltılmış, konuşmasında tutarsız, sanatsal ve eleştirel mizacı tatmin edebilecek tek şey olan biçimle ruhun uyuşmasından yoksun bir şeydir. malları için çok yüksek fiyat biçer ve en basit gizini satmak için bile öde öde bitmez fahiş bir bedel ister.

toplum, suçluyu çoğu kez bağışlar; hayalciyi ise asla.

aşırı çalışan, yetersiz eğitilmiş ve mutlak biçimde aptal bir çağda yaşıyoruz. ve acımasızlık gibi görünse de söylemeliyim ki bu insanlar felaketlerini hak ediyorlar.

tehlikeli olmayan bir fikre, fikir demeye değmez.

hayat hakkında hiçbir şey bilmemenin en emin yolu, insanın kendini yararlı kılmaya çalışmasıdır.

goethe: usta, işinin sınırları içinde gösterir kendini.

çeşitlilik doğanın kendisinde bulunmaz. o, hayal gücünde ya da imgelemde yahut ona bakan insanın özenle yetkinleştirilmiş körlüğündedir.

düşünmek dünyanın en sağlıksız şeyidir.

çağımız edebiyatının büyük çoğunluğuyla gülünç derecede sıradan kalmasının başlıca nedenlerinden birini, hiç kuşkusuz, bir sanat, bir bilim ve bir toplumsal zevk olarak yalancılığın gerilemesi oluşturuyor. kadim tarihçiler lezzetli kurgularını bize olgu biçiminde sunmuşlardı; günümüz romancıları ise karşımıza kurgu kılığında sıkıcı olguları çıkarıyorlar.

yegane gerçek insanlar asla var olmamış insanlardır.

yalancının amacı sadece büyülemek, eğlendirmek ve zevk vermekten ibarettir. o, uygarlaşmış toplumun temel taşıdır ve onsuz akşam ziyafetleri, isterse en büyük adamların konaklarında, malikanelerinde verilsin, royal college'deki dersler, yazarlar derneği'ndeki tartışmalar ya da bay burnand'ın fars türü güldürüleri kadar tatsız tuzsuz olur.

sanatı öğrenmek için uygun okul, hayat değil sanattır.

ne zaman bir şair ya da ressam ölse cenazeciyle birlikte evine damlayan ve orada kendilerinden beklenen tek şeyin saygılı bir şekilde sessiz kalmak olduğunu unutan bir insan cinsinin istilasına uğradık. onlar edebiyatın leş kemiricileridir. merhumun küllerini biri, tozlarını öbürü kapar; ama ruh onların ulaşabileceği yerde değildir.

herkes tarih yapabilir. sadece büyük adamlar tarih yazabilir.

eylem, dış etkilere bağımlı kör bir şeydir ve doğasının bilincinde olmayan bir dürtü tarafından yönlendirilir. olaylarla sınırlanmış ve yönünün farkında olmadığından daima hedefinden sapan, özü gereği tamamlanmamış bir şey. temelinde hayal gücü yoksunluğu yatar. düş kurmayı bilmeyenlerin son tutamağıdır.

tarihe karşı borçlu olduğumuz tek görev, onu yeniden yazmaktır.

bedeni çevikliği, ruhu huzursuzluğu içinde bize gösteren, edebiyattır.

güzelliğin insanın ruh halleri kadar çok ve çeşitli anlamları vardır. güzellik, sembollerin sembolüdür. güzellik, hiçbir şey ifade etmediği için her şeyi açıklar. bize kendini göstermekle, ateşten renkleri içinde bütün dünyayı gösterir.

bakmaya değmeyen tek şey, aşikar olandır.

sohbet dediğin, her şeye değinmeli ama hiçbir şey üzerinde odaklanmamalı.

çuang tzu: hayat sonlu, öğrenilecekler sonsuzdur.

adaletsizlikten daha kötü tek bir şey vardır; o da, elinde kılıcı olmayan adalettir. hak, güçsüz olduğunda, kötülük olur.

aptallıktan başka günah yoktur.

düşçü, yolunu ancak ay ışığında bulabilen ve cezası tan sökümünü herkesten önce görmek olan kişidir.