11.1.13

taciz

gregory dart

biz modern insanlar, geçmiş çağların hakikatleri hakkında gittikçe artan sayıda varsayımda bulunuyoruz. geçmişle aramıza bu mesafe koyamama meselesiyle, şu bazı konularda kendinde fazlasıyla hak görme, ortada olmayan bir samimiyeti varsayma arasında belli bir ilişki var; işte bu tür abartılı ve hayali varsayımlar, izleme yoluyla tacizin de özünde yatan şeydir.

tacizciler engeller karşısında sabırsızdırlar. kendileriyle arzu nesneleri arasındaki mesafeyi yıkmak isterler. bu nedenle e-mail, internet ve cep telefonundan bu kadar çok hoşlanırlar: modern iletişim araçlarının sağladığı anında yakınlık kurma vaadi onlara çekici gelir. nesneleri figüratif veya metaforik anlamları ile görmekten zevk almazlar. düz anlamı ile yakınlaşma, yalın bir sahip olma -onlar için bir değer taşıyan şeyler sadece bunlardır.

bilişim toplumu bizlerde, giderek artan bir derecede, başkalarının hayatları üzerinde içgüdüsel olarak, büyük haklara sahip olduğumuz duygusunu yaratıyor. bize, o insanları yakından tanıdığımız hissini veriyor.

dışarıda bir yerlerde bizimle ilgilenen birinin bulunması, davranışlarımızı dikkatle izliyor olması fikri, hareketlerimize yeni bir anlam katmaya yarar. yaşantımızın önemli bir hikayesi olduğunu, bunun izlenmeye değer bir şey olduğunu düşünmemize neden olur ve bizleri yanılgıya düşürür.

"tanrı yok" diyebiliriz kendimize; "ama en azından beni izleyen bir tacizcim var." ancak kısa zamanda, gösterilen bu ilginin gerçek yüzü ortaya çıkar ve daha önceleri bize özgün varlığımızın kutsanması gibi görünen şey bir tür cezalandırmaya dönüşür. ve ne kadar çok cezalandırılırsak o kadar çok kendimize özgü farklılıkları suç olarak kabul etmeye başlarız. bizi dünyanın geri kalanından ayıran özelliklerimizin -o küçük şeylerin- dünyanın nefret etmeye başladığı özellikler olduğundan korkmaya başlarız ve bütün zamanımızı küçük görülmemize neden olabilecek sonsuz sayıda ayrıntıyı kurgulayarak geçirmeye koyuluruz.

çağımızın karşılıksız aşklarının kökeni kitle kültürüdür, kentli kalabalık deneyiminde bulunur bu kökler. çünkü kentli kalabalığı bir topluluk değildir, insanlara kişisel ilişkilerden oluşan bir dostluk ağı, aile bağlarının iletişim ağını sağlamaz. tam tersine kent, çok büyük, soyut ve bağımsız bir varlıktır; hem yakın çevremizdedir hem de soğuk ve uzak; sürekli değişir ama her zaman aynı kalır. dolayısıyla modern kentliler çoğunlukla belli bir fanteziyi düşlemeye, geliştirmeye başlarlar: kendilerinin özel ve eşsiz oldukları hayalini. burada amaç kitlelere karşı bir tür panzehir üretmektir. bir açıdan izleyerek taciz etme takıntısı bu fantezinin aşırı uçlara vardırılmış bir halinden başka bir şey değildir; aynı anda kanıtlanmak istenen şey, hem izlenen nesnenin çok özel oluşu -benim aradığım kişi başka hiç kimseye benzemez- hem de öznenin de kesinlikle özel bir birey olmasıdır -benim ona olan aşkım eşsiz, benzersizdir-.

tacizcilerin sorunu, kimliklerini tanımlama eylemini çok müthiş bir yoğunlukta yaşamaları ve neticede aşık oldukları şeyi mahvedip bitirmeleridir.

taciz, flörtün tüm o sevimli, eğlenceli taraflarını, sevdalanmanın içerdiği tüm o ayrıntılı fetişist ögeleri bir kenara atıp erotik içgüdüleri zorla bir ilkeye dönüştüren bir saplantıdır. tacizciler oyunun sonuna varmak için sabırsızlanırlar; ancak anlamadıkları şey, oyunun sonuna geldiklerinde o oyunun artık biteceğidir. böylesine kutuplaşmış bir tutku kavramının sorunu -ya beni tamamen seviyordur ya da bana karşı hiçbir duygusu yoktur; ya onunla birlikteliğimiz bir cennet yaşantısı olur ya da ben onun hayatını cehenneme çeviririm- yaşam ile ölüm arasındaki mesafeyi kısaltmasıdır. tacizciler ne kendilerine ne de kurbanlarına manevra yapacak bir alan bırakmazlar. onlar aşkın tutucu köktendincileridir.