19.1.13

hrant dink

murathan mungan

söylenecek sözün çokluğu bazen insanı dilsiz bırakır. tıkanır, kalırsınız. haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür.

hrant dink bir gazeteci olduğu için değil, bir ermeni olduğu için öldürüldü. çok yıldır bu topraklarda sesi onun kadar tok çıkan pek fazla ermeni yoktu. dilsizleştirilmiş, sindirilmiş, görünmez edilmiş ermeni kimliğinin haklı ve güçlü sesi olduğu için; onlara çizilmiş, içinde hareket edebilecekleri dar sınırları geçtiği için öldürüldü. üstelik bunları şovenizme, fanatizme, ırkçılığa kapılmadan; barışa, kardeşliğe, eşitliğe kucak açan bir dil ve söylemle yaptığı için daha tehlikeli kabul edildi. hangi milletin taşıyıcısı olursa olsun, "milliyetçilik"ler, birbirini karanlığından tanır çünkü. bu nedenle birbirleriyle nasıl baş edebileceklerini bilir; birbirlerinin silahlarını, yaralarını ve oyunlarını tanırlar. sevginin sahtesi olur; ama nefretin olmaz. nefretin gözleri karanlıkta da görür.

onlar için hrant dink hem düşmandı, hem bildikleri düşmana benzemiyordu. onu daha da "ötekileştiren", yalnızlaştıran bir durumdu bu.

hrant dink "görüldü". görülmek, görülebilir olmak önemlidir. onu hedef tahtası haline getiren şey, en başta bir ermeni olarak "görülebilir" olmasıydı. bu ülkede ermeniler genellikle görünmezler. göze batmadan yaşamak zorunda bırakılmışlardır. adları, soyadları, kimlikleri bir biçimde silikleştirilmiş, karartılmış, kalabalığa karıştırılmıştır. görülmek, var olmak, çağrıştırmak, hatırlatmak, dolayısıyla da "izlenmek" demektir. 301. maddeyle ya da namluyla.

azınlıkların hafızası daha güçlüdür. onlar daha çok hatırlarlar. yalnızca uzak tarihi değil, 6-7 eylül olaylarını da. bu nedenle dilsizlikleri daha koyudur. kaldı ki, apo'dan bile "ermeni dölü" diye söz eden resmi dilin gündelik uyarıları, hafızanın o kadar gerilere gitmesine bile gerek bırakmaz.

hrant dink, elbette aynı zamanda gazeteciydi. aydın, muhalif bir gazeteci olduğu için de öldürüldü. tıpkı diğerleri gibi. gazetecilere tanınan, içinde hareket edebilecekleri kuşatılmış sınırları aştığı için de öldürüldü. tıpkı öncekiler gibi, tıpkı sistemli bir biçimde katledilen kürt gazeteciler gibi, tıpkı kaderini benzer karanlık güçlerin çizdiği benzer bazı ülkelerde de olduğu gibi.

bu ülkede kişinin söz söylemesinin, düşüncesini açıklamasının bedelinin öldürülmek olabileceği, böylelikle bir kez daha herkese hatırlatılmış; 301. maddeyle yeterince cezalandıramadıklarının 7.65'lik tabancayla susturulabileceği herkese gösterilmiş oldu.

sisteme yaslananların bunu yaparken kendi güçlerinden başka güvendikleri birkaç temel olgu var: toplumun hafızasızlığı, kitlelerin yılgınlığı, muhalefetin süreksizliği gibi. önceki cinayetlerin karartılmış delilleriyle, askeri darbeler tarihinin her şeyin üstünü örten kalın ve kirli örtülerine, unutuşun toplumsal gücüne yaslanıyorlar.

hrant dink'in katili yakalanamadı aslında. yalnızca tetiği çeken yakalanmış oldu. 17 yaşındaki bir genç, hrant dink'in öldürülmesini isteyen niceleri adına tetiği çekmiş oldu. onun çektiği tetikte daha nice elin parmağı var. olay yerinde belki yalnızdı. ama yalnız değildi. arkasında yıllardır sistemli biçimde kışkırtılan kanla ve kinle bilenmiş kitlelerin uğultusunu duyuyordu. tıpkı bir futbol maçında kendini toplumsal isterinin uğultusuna teslim etmiş bir fanatiğin kör adımlarıyla zaferinin kalesine koşuyordu. yıllardır töre cinayetlerinde 15 yaşındaki oğulların eline tabanca tutuşturan zihniyete töre indirimi uygulayan hukuka sahip bir "devlet"in elinden nasıl kurtulabileceğini bilmenin özgüveniyle koşuyordu. yakın tarihte trabzon'daki her linç girişiminin, devlet yetkililerince nasıl hoşgörüyle karşılandığının bilgisine ve onayına sahipti. sonunda kurt dişi kana değdi.

katilleri, örgütlerden önce iklim yaratır. bu cinayette, yıllardır türk olmayanlara kin ve düşmanlık aşılayan okul kitaplarından beyaz cam reklamlarına; stadyum tribünlerinden asker uğurlamalarına; maşizm ve faşizm propagandacısı "kurtlar vadisi" gibi televizyon dizilerinden büyük gazetelerin günlük manşetlerine varana dek egemen kılınan saldırgan üslubun salyalı imzası var. milliyetçiliğin, liberal politikaların yedeğinde modernize edilmeye çalışılan en "light" biçiminden, hiçbir müdahale kaldırmayacak en ham, en ırkçı, en şoven haline tanınan kültürel imtiyazın doğal ve kaçınılmaz sonuçları ağca'lardan, polat alemdar'lardan kahramanlık ikonları yaratan, maraş olaylarının, 12 mart sonrasının ünlü lockheed skandalının, madımak oteli'nin, yüzlerce faili meçhul cinayetin ve daha nicelerinin hesabını vermemiş bu kültürel iklim ve atmosfer, elbette istanbul'a uzak herhangi bir taşra şehrinin ışığı kıt internet kafesinde oturup dünyada kendine bir yer, bir ad, bir kimlik arayan birinin ruhunu çabuk ele geçirir.

bu nedenle, hrant dink'in öldürülmesinin arkasında belli bir örgütün olup olmamasının tek başına hiçbir anlamı yok. bu cinayetin arkasında yıllardır kanla, kinle, nefretle, lanetle, düşmanlıkla beslenerek örgütlenmiş, kendinden olmayana yaşama hakkı tanımayan milliyetçiliğin vahşi "dil"i var aslında. sistemin dili bu, resmi dil bu, büyük medyanın dili bu. en büyük örgüt o. bu dile teslim ettiğiniz toplum, nasıl olsa katilini yaratmakta zorluk çekmez. azmettiricisi, bu cinayet için başvurduğu ilk iki kişiyi ikna edemezse, üçüncüsünü eder.

bizimki gibi toplumlarda neden kurbanlarla katiller, genellikle toplumun yoksul kesimlerinden çıkıyor sanıyorsunuz? yoksullar dillerini ararlar çünkü. öyle ya da böyle.

yazık ki, kurban vermeden bir şey öğrenmeyen bir toplumuz biz. eminim, bu ölüm de bize yeni şeyler öğretecektir.

nitekim hrant dink'in cenazesinin yürüyüşüne katılan kalabalıklar, uzun süredir hiç hissetmediğim bir umudu uyandırdı içimde. o sessiz, vakur ve kararlı kalabalık, her şeyin o kadar da kaybolup gitmediğini düşündürdü. tanımadığım kardeşlerim olduğunu düşündürdü. çekildiği köşesinde politik bir güce dönüşmeyi bekleyen önemli bir gizilgücün varlığına işaret etti. bir yerlerde küskün duran bu kalabalığa değmeyi, dokunmayı beceren bir politik hareketin yeni bir imkan yaratabileceğini düşündürdü.

keşke bu kalabalık 301. maddeden ötürü hrant'a dava açıldığında mahkeme kapısına yığılmayı da bilseydi. neden ölmeden haklı olamıyoruz bu ülkede? neden ancak ölünce haklı oluyoruz?

"hepimiz hrantız, hepimiz ermeniyiz" sloganıyla kurulmaya çalışılan empatiyi, verilmeye çalışılan iletiyi anlıyorum. ama bu slogana da, tıpkı bir zamanlar karşı çıktığım "arkadaşıma dokunma" sloganı gibi içimden itiraz ediyorum. bilindiği gibi, "söylem"in ardında "ideoloji" yatar. öteki'nin hakkını aynılaşarak koruyamayız. başkalarının yaşama ve var olma haklarını, farklılıklarımızı korumak pahasına tanımalıyız. varsın arkadaşımız olmasınlar! bir arada yaşamanın yolları ancak böyle kurulur. hem tek tek ayrı, hem yan yana birlikte durmayı öğrenip bildiğimizde. yeni bir dünyanın diliyle.