29.1.13

guguk kuşu

goethe


guguk kuşu hakkında duyduklarım, bende bu ilginç kuşa karşı büyük bir ilgi uyandırdı. çok sorumlu bir kişiliğe ve belirgin bir gizeme sahip, bu kadar belirgin olduğu için de çözümlenmesi o kadar zor değil. birçok konuda kendimizi aynı durumda hissetmiyor muyuz? mucizeler içindeyiz, en son ve en iyi konu bize karşı gizemini koruyor.

arıları ele alalım. bal yapmak için uçtuklarını görürüz, hem de saatlerce; üstelik her defasında başka bir yöne. şimdi haftalardır batı yönündeki çiçek açmış yağ şalgamlarının bulunduğu tarlaya doğru uçuyorlar. sonra aynı şekilde uzun bir süre kuzeye, çiçek açmış fundalıklara uçacaklar. sonra tekrar bir başka yönde esmer buğday çiçeklerine. sonra herhangi bir yöne doğru, çiçek açmış yoncalıklara. ve en nihayetinde bir başka yönde, çiçek açmış ıhlamurlara doğru. onlara biri şunu söylüyor olmalı: şimdi şu tarafa uç, orada seni bekleyen bir şey var! şimdi şurada, orada yeni bir şeyler var! peki onların köyüne, kovanlarına kim geri gönderiyor? sanki birisi onların tasmalarını tutmuş idare ediyormuş gibi, oradan oraya, oradan oraya uçuyorlar; ama işin aslını bilmiyoruz biz. aynı toygar gibi. öterek ekin tarlasının üzerinde yükselir, rüzgarın oraya buraya savurduğu, bir dalganın diğerine benzediği tahıl denizi üzerinde süzülür; tekrar yavrularının bulunduğu yere doğru inişe geçer, yuvasının bulunduğu küçük yere tam isabetle gelir. dışarıdan izlenen tüm bu şeyler bize gün ışığı kadar aşikar; ama olayın iç yüzünde neler saklı, bu bizim için tamamıyla bir sır.

gugukta da durum farklı değil. onunla ilgili olarak bildiğimiz, kendisinin kuluçkaya yatmadığı, yumurtasını bir başka kuşun yuvasına koyduğu. ayrıntıya girmek gerekirse, yumurtasını ötleğenin, sarı renkli kuryuksallayanın, rahipkuşunun yuvasına, bir de bozboğazın, kızılgerdanın ve çalıkuşunun yuvasına koyduğunu biliyoruz. bildiklerimiz bunlar. aynı şekilde guguk kuşlarının böcek yiyen kuşlar olduğunu, guguk böcek yiyen bir kuş olduğundan, yavrusu da otçul bir kuş tarafından beslenemeyeceğine göre, bütün bu kuşların etçil olduklarını, böyle olmak zorunda olduklarını da biliyoruz. peki guguk bunların hepsinin böcek yiyen kuşlar olduğunu nereden biliyor? çünkü adı geçen kuşların hepsi gerek fizyonomi, gerekse renk olarak çok farklılık gösteriyor; ayrıca ötüşleri ve yemlenmek için çağrıldıkları sesler de çok farklı.

ayrıca, nasıl oluyor da guguk; yapı, ısı, kuruluk ve nem bakımından birbirinden böylesine farklılık gösteren yuvalara yumurtalarını ve hassas yavrusunu bırakabiliyor? ötleğenin yuvası kuru saman sapçıklarından ve biraz at kılı ile öyle hafif yapılmıştır ki, her türlü soğuk içine işleyebilir, her tür hava cereyanı içinden geçer, üst tarafı da açık ve korumasızdır; ama yavru guguk içinde rahatça büyür. çalıkuşunun yuvası ise dıştan yosun, saman ve yaprakla sağlam ve sıkı bir şekilde yapılır, içten çeşitli yünler ve tüylerle hava geçiremeyecek biçimde özenle sağlamlaştırılır. üst tarafı ise, kapalı ve kubbeli olup çok küçük bir kuşun girip çıkacağı kadar ufak bir açıklığa sahiptir. sıcak haziran günlerinde böyle kapalı bir kovukta yavrunun sıcaktan boğulabileceği akla gelebilir. ama yavru guguk bunun içinde en iyi şekilde büyür. yine sarı renkli kuyruksallayanın yuvası da oldukça farklıdır. bu kuş su kenarında, dere kenarlarında ve her tür ıslak yerde yaşar. yuvasını nemli otlaklarda ve saz demetlerinin arasında yapar. nemli toprağa bir çukur açar, yavru guguğun nemli ve serin yerde kuluçkadan çıkıp büyümesi için yuvaya birkaç ot sapı yerleştirir. guguk burada da gayet güzel büyür. bu ne biçim bir kuştur ki, en hassas bebeklik döneminde bile, nem, kuraklık, sıcak, soğuk gibi her kuş için ölümcül olabilen farklılıkları hiç etkilenmeden kaldırabilir? peki yaşlı guguğun kendisi yetişkin olmasına rağmen ıslaklık ve soğuğa karşı çok hassas iken, yavrularının bu durumlardan etkilenmediğini nasıl bilir?

yine burada bir sırla karşı karşıyayız. eğer gözlediyseniz, o kadar ufak bir girişi olduğuna, kendisi içine giremeyeceğine ve yuvanın üstünde duramayacağına göre, guguk kuşu yumurtasını çalıkuşunun yuvasına nasıl götürmektedir?

o, yumurtasını herhangi kuru bir yere koyar ve gagası ile yumurtayı yuvanın içine sokar. böcek yiyen diğer kuşların yuvaları da üst taraftan açık olsa bile çok küçük olup dallarla öyle sıkı sıkıya çevrilidir ki, uzunkuyruklu büyük guguk yuvanın üstüne tüneyemez. bu oldukça mantıklı. ama nasıl oluyor da guguk kuşu bu kadar küçük yumurtlayabiliyor, sanki yumurta küçük bir böcek yiyen kuşunmuş gibi, bu da insanın içten içe şaşırıp çözüm bulamadığı yeni bir sır. guguğun yumurtası ötleğenin yumurtasından biraz daha büyüktür; eğer böcek yiyen küçük kuşlar kuluçkaya yatacaksa, esasında daha büyük de olmaması gerekir. bu tamamen doğru ve mantıklı bir şey. ama özel bir durum söz konusu olunca, doğa genelgeçer önemli yasalarının dışına çıkıyor; sinekkuşundan devekuşuna kadar, yumurtanın büyüklüğü ile kuşun büyüklüğü arasında belli bir oran söz konusu iken, bu keyfi tutum, bizi tamamen hayrete düşürecek ve şaşırtacak bir şey.

guguğun kaç yumurta koyduğu bilinir mi? bu konuda kesin bir sayı veren kişi, aptal olmalı. kuş tek bir yerde durmaz; kah buradadır, kah şurada; tek bir yuvada her zaman onun tek bir yumurtası bulunur. mutlaka daha fazlasını bırakıyordur; ama nereye koyduğunu kimse bilmez, onu kimse izleyemez! beş yumurta bıraktığını, bu yumurtaların hepsinden de başarıyla beş yavru çıktığını, sevgi dolu koruyucusu aile tarafından büyütüldüğünü varsayalım; doğanın beş guguk için, en güzel ötüşlü kuşlarımızdan en az ellisini feda etme kararını vermesine şaşırır kalırsınız.

bu konularda, doğa başka durumlarda da olduğu gibi insafsız değildir herhalde. savurganlık yapacak kadar büyük bir yaşam bütçesine sahip, ara sıra uzun uzun düşünmeden bunu yapıyordur. ama bir tek guguk yavrusu için bu kadar çok ötücü kuşun heba olmasının nedeni ne?

önce, yumurtadan çıkan ilk yavru ölür. çünkü ötücü kuşun yumurtalarından, her zaman olduğu gibi, guguk yumurtasının yanında yavru çıktığı zaman, anne-baba yumurtadan çıkan büyükçe kuşa öyle sevinir, öyle şefkat gösterir ki, sadece onu düşünür ve onu besler; bunun sonucunda da daha küçük olan kendi yavruları mahvolup gider, yuvada kaybolur. ancak yavru guguk hiç doymak bilmez, küçük böcek yiyen kuşların ara vermeden taşıyabileceği kadar yiyeceğe gereksinim duyar. yuvadan ayrılmadan ve bir ağacın tepesine konma yeteneğini göstermeden önce, yetişkin hale gelmesi, tüylerinin son halini alması epey zaman alır. çoktan uçup gitmişse bile, sürekli olarak beslenmeyi bekler, bütün yaz boyunca yuvaya gider ve sevgi dolu koruyucu aile, her zaman büyük yavrunun peşinde dolaşır, ikinci bir kuluçkayı akıllarından geçirmezler. bu yüzden tek bir guguk yavrusu için birçok başka kuş yavrusu heba olur gider.

guguk yavrusu, yuvadan uçtuktan sonra, onu kuluçkadan çıkarmamış olan başka kuşlar tarafından da beslenir. guguk yavrusu alçaktaki yuvasından ayrılıp yüksek bir meşenin tepesini konut edindikten sonra, yüksek sesle öter, bu ötüş onun orada olduğunu bildirir. ona hoş geldin demek için, komşu küçük kuşların hepsi ona gelir. ötleğen gelir, rahipkuşu gelir, sarı renkli kuyruksallayan ağacın tepesine uçar, doğasında sürekli olarak alçak çalılıklara ve yoğun fundalıklara girme eğiliminde olan çalıkuşu da yaradılışına ters düşse bile, yüksek meşenin tepesine, sevgili yeni komşuya doğru uçar. diğerleri ara sıra doğru düzgün bir lokma getirirken, onu büyüten çift besleme konusunda daha fazla sadakat gösterirler.

böcek yiyen kuşların guguk yavrusuna duyduğu sevgi çok büyüktür. içinde guguk yavrusunun korunduğu bir yuvaya yaklaştığınız zaman, küçük anne-baba korku, endişe ve ürküntüden nasıl davranmaları gerektiğini bilemezler. özellikle rahipkuşu sanki kramp girmiş gibi yerde döne döne uçuşur.

fakat bana oldukça karışık görünen, örneğin ötleğen çiftinin, kendi yumurtalarıyla kuluçkaya yatacakken, yetişkin guguğun yuvalarına yaklaşıp yumurtasını yuvaya yerleştirmesine izin vermeleri. elbette bu büyük bir bilmece; ama belki de tümüyle değil. böcek yiyen küçük kuşların hepsinin yuvadan uçmuş guguğu beslemesi; hatta o yumurtadayken üzerine kuluçkaya yatmayanların bile beslemesi sayesinde, bu iki tür arasında hep birbirlerini tanıyacak ve birbirlerini büyük bir ailenin üyesi olarak görecek türden bir akrabalık oluşur. hatta bir ötleğen çiftine, geçen yıl kuluçkaya yattıkları ve büyüttükleri aynı guguğun, bu yıl kendi yumurtasını getirdiği de olur.