17.1.13

gottlieb leberecht müller

henry miller

gottlieb leberecht müller! bu, benliğini yitirmiş bir adamın adıdır. hiç kimse ona ne olduğunu, nereden geldiğini ya da neler geçirdiğini söyleyemiyor. bu adamla ilk karşılaştığım sinemada, adamın savaşta bir kazaya uğradığı varsayılmıştı. ama ekranda kendimi tanıdığımda, savaşa hiç katılmadığımı bilerek, yazarın bu savaş unsurunu beni gizlemek için uydurduğunu anladım. çoğu kez gerçek benin hangisi olduğunu unuturum. çoğu kez düşlerimde, söylendiği gibi, bir unutkanlık seline kapılırım. benim olan bedenle adı boş yere ararım. kimi kez de gerçekle düş arasında akla gelebilecek en ince sınır vardır. arada bir, birisi benimle konuşurken pabuçlarımı çıkarıp sele kapılmış bir bitki gibi kökünden arınmış benliğimin yolculuğuna çıkarım. bu durumdayken yaşamın sıradan istemlerini oldukça güzel karşılayabilirim. bunlar, bir eş bulmak, baba olmak, eve bakmak, arkadaşları eğlendirmek, kitap okumak, vergileri ödemek, askeri hizmetleri yapmak ve bunun gibi şeylerdir. bu durumdayken ailemi, ülkemi ya da bir başka şeyi korumak için gerektiğinde gözümü kırpmadan öldürebilirim. ben, bir adın karşılığı olan ve pasaportuna belirli bir numara verilmiş olan sıradan, alışılmış bir yurttaşım. yazgımdan da tümüyle sorumsuzum.

sonra bir gün, en küçük bir uyarı olmaksızın uyanıp çevreme bakıyorum. o zaman bir de görüyorum ki, çevremde olup biten hiçbir şeyi anlamamaktayım. ne benim, ne de komşularımın davranışlarının bir anlamı var. dahası, barış ya da savaşta artık duruma göre, hükümetlerin neden var olduğunu anlayamıyorum. böylesi anlarda yeniden doğar ve gerçek adımla vaftiz olurum: gottlieb leberecht müller! gerçek adımla yaptığım her şeye delilik gözüyle bakılır. insanlar ardımdan garip işaretler yaparlar. yüzüme karşı bile yaptıkları oldu. dostlarla, aileyle ve sevdiklerimle bağları koparmak zorundayım. kamptan çıkmak zorundayım. böylece, düşteki gibi, doğallıkla, her zamanki gibi anayolda, yine yüzümü güneşe vererek yürüyorum. şimdi tüm hücrelerim tetikte. dünyanın en tatlı dilli, aldatıcı, kurnaz hayvanıyım ben -aynı zamanda da aziz denebilecek bir insanı yaşıyorum. işten nasıl kaçınacağımı, boğazıma sarılan ilişkilerden, acımadan, anlayışlılıktan, yiğitlikten ve öteki tuzaklardan nasıl kaçacağımı biliyorum. bir kişiyle istediğimi almaya yetecek kadar kalıyor, sonra da çekip gidiyorum. hiçbir amacım yok; amaçsızca dolaşmak insana yeter. kuş kadar özgür, ip cambazı kadar özgüvenliyim. gökten ruhun gıdası mana düşüyor; elimi uzatıp onu alıveriyorum. nereye gidersem gideyim, ardımda dünyanın en hoş duygusunu bırakıyorum. bu, üstüme yağdırılan armağanları alarak karşımdakilere büyük bir iyilik yapmaya benziyor. kirli çamaşırlarım bile seven ellerce elden geçiyor. çünkü herkes doğru yaşayan bir adamı sever! gottlieb! nasıl da güzel bir ad! gottlieb! diye kendi kendime durmadan mırıldanıyorum. gottlieb leberecht müller.

bu durumdayken karşıma hep hırsızlar, dolandırıcılar ve katiller çıkar. hepsi de bana öylesine iyi davranırlar ki! sanırsın bunlar benim kardeşlerim! gerçekten, kardeşlerim değiller mi ya? her suça katılıp o suçun acısını çekmedim mi ben? insanlarıma bu denli sıkı sıkıya bağlanmış olmamın tek nedeni bu suçlular değil mi? ne zaman karşımdaki insanın gözlerinde onaylamanın ışığını görsem, bu gizli bağı ayrımsarım. gözleri parlamayan kişiler yalnızca haktanırlar. insanlar arasındaki gizli kardeşliği hiç tanımamış olanlar, bir tek onlar. onlar, insanlara kötülük eden gerçek canavarlar. parmak izlerimizi isteyenler, karşılarında kanımızla canımızla durduğumuzda bile öldüğümüzü bize kanıtlayanlar, yine o haktanırlar. bize dilediklerince adlar, yalancı adlar takıp yalancı tarihleri mal ederek bizi canlı canlı gömenler, onlar. kendi hamurundan, kendim kadar iyi birini bulana dek, hırsızları, dolandırıcıları, katilleri yeğliyorum.

öyle birini hiç bulamadım. kendim kadar gönlü zengin, bağışlayıcı, hoşgörülü, umursamaz, kaygısız ve temiz yürekli birine rastlamadım. yaptığım her suçu bağışlıyorum. bunu insanlık adına yapıyorum. güçlülüğün de zayıflığın da insan olmak anlamına geldiğini biliyorum. tanrı olabilseydim, bunu istemezdim. yıldız olabilseydim, yine istemezdim. yaşamın verdiği en güzel olanak, insan olmak. insan olunca ölümü tanıyorsun. tanrı bile bu güzellikten yoksun.

bu kitabın yazıldığı anda, kendini yeniden vaftiz eden insan oldum ben. bu çok uzun yıllar önceydi. o arada da öylesine çok şey gelip geçti ki, o ana geri dönüp, gottlieb leberecht müller'in yolculuğunun izini sürmek kolay değil. yine de, özüm olan adamın bir yaradan doğduğunu söylemem size bir fikir verebilir. bu bir gönül yarasıydı. insan ürünü mantığa göre ölmüş olmam gerekiyor. aslında, bir zamanlar beni tanıyan herkes beni ölmüş olarak gözden çıkardı; aralarında bir hortlak gibi salınıyordum. benden söz ederken geçmiş zaman kipini kullandılar, bana acıdılar, beni giderek daha derinlere gömdüler. buna karşın o zaman da önceden olduğu gibi nasıl güldüğümü, nasıl yiyip içmekten hoşlandığımı, öteki kadınlarla nasıl seviştiğimi, bir iblis gibi yapıştığım yumuşak yatağımı anımsadım. bir şeyler beni öldürmüştü; ama yine yaşıyordum. ne ki anısız, adsız bir yaşamaydı bu; umuttan da pişmanlıktan da kurtulmuştum. bir geçmişim olmadığı gibi, geleceğim de olmayacak gibiydi; beni öldüren yaranın boşluğuna canlı canlı gömülmüştüm. ben yaranın kendisiydim.