10.12.12

oyunlarla yaşayanlar

oğuz atay

gerçeği buldun mu susacaksın.

herkes sanata karşı. önce şiirden anlamı kaldırdılar, sonra müzikte melodiyi öldürdüler. ya resim? çizgi çizmeyi bilmeyenler hemen meşhur oluyorlar. sanatı öldürdüler.

insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.

insanlar büyük acılara her zaman ilgi göstermişlerdir. büyük insanlar ve büyük acılar! işte tiyatronun iki temel direği. fakat nerde eski acılar, nerde kralların eski iç çekişleri? nerde büyük ihanetler ve büyük sadakatler? şimdi sıradan vatandaşların okuyucu mektuplarında yer alan dertleriyle seyircide merhamet uyandırmaya çalışıyoruz. yani seyirciye kendisini göstermeye çalışıyoruz. insan, kendisi gibi olanlara merhamet eder mi hiç? dilenciler ya da soylu kişilerle doldurmalıyız sahneyi. çünkü insan ya düşkünlere acır ya da yüce varlıkları kıskanır. eskiden tanrılar varmış, insanların kaderine hükmeden tanrılar! ve onların yeryüzündeki gölgesi krallar, imparatorlar! onlar bir iç çekti mi bütün millet inlermiş.

cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.

bu ülkede çalışan herkes sinirli. onun için çalışmıyorum artık. onun için evden çıkmak istemiyorum. her gün yollarda ve vasıtalarda gergin yüzler, düşmanca bakışlar, insanı her an tedirgin eden.

devrimler bizim öz yapımızda vardır. devrimler ulusumuzun özünden çıkar ve bir ulusun öz yapısını değiştirir. değişen öz yapı, yeni devrimleri özler. yeni devrimler de değişmiş olan bu öz yapıyı yeniden değiştirir. bu nedenle devrimler süreklidir.

devrimler bizim öz yapımızda vardır. devrimler ulusumuzun özünden çıkar ve bir ulusun öz yapısını değiştirir. değişen öz yapı, yeni devrimleri özler. yeni devrimler de değişmiş olan bu öz yapıyı yeniden değiştirir. bu nedenle devrimler süreklidir.

biz çocuk kalmış bir milletiz. her şeye çocuk gibi sevinir, çocuk gibi üzülürüz her şeye.

ey zavallı milletim dinle! senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. ey sevgili milletim! neden böyle yapıyorsun? neden az gelişiyorsun? niçin bizden geri kalıyorsun? bizler bu kadar gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? hiç düşünmüyor musun ki sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. ey şu fakir milletim! aslında seni anlatmıyoruz. sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. işte onun için sana yanaşamıyoruz. senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. hiç utanmıyor musun? hiç utanmıyoruz.