13.11.12

demokrat parti

uğur mumcu

bundan 10 yıl önce, şimdi "masal saati"nin okunduğu saatlerde bütün türkiye radyoları, yassıada duruşmalarını yayınlardı. gazi osman paşa marşı ile başlayan yayın tok sesli bir spikerin açıklamaları ile devam eder ve yüksek adalet divanı başkanı salim başol, sanıkların "bağlı olmayarak getirildiklerini" bildirerek duruşmaya başlardı. 1950-60 devrinin dehşetengiz politikacıları, başol'un karşısında küçüldükçe küçülürler, "hatırlamıyorum reis beyfendi", "keşke bizi uyarsalardı", "ben cahil bir adamım, bu işleri ne bilirim" diyerek suçlarına özür ararlardı. yassıada duruşmaları, memleketi 10 yıl yönetmiş olan kadronun zavallılığını, korkaklığını, köksüzlüğünü ispat etmiş, demokrasi adına yola çıkmış siyasetçilerin, hangi çıkarları temsil ettiklerini ortaya koymuştur. bu bakımdan yassıada duruşmaları uydurma demokrasinin ibret tablolarından biri olmuştur.

yassıada'da yüksek adalet divanı'nda üniversite olayları görüşülürken, divan başkanı, sanık başbakan adnan menderes'e "üniversitenin temelinin altına gireceğim" şeklinde söylemiş olduğu bir sözü hatırlatmış ve "üniversitenin temelinin altına girersen, üniversite işte böyle başına yıkılır" karşılığını vermişti. üniversite duvarları siyasal iktidarlar için hiç de tekin yerler değildir. hukuk dışı yollarla, görev yaptıklarını sanan emniyet amirlerine de yassıada tutanaklarını gözden geçirmelerini salık veririz. bu tutanaklarda eski meslektaşlarının ifadelerine rastlayacaklardır. unutmasınlar ki, anayasa dışı her davranışın hesabı sorulacağı gibi, görevlerini kötüye kullanan devlet memurları da bir gün hesap vereceklerdir. bugünlerin hiç de uzak olmadığını, yaşayacağımız olaylar ispat edecektir!

yassıada duruşmaları sonunda, bir devrin siyasetçileri, anayasayı şiddet yoluyla değiştirdikleri için çeşitli cezalara çarptırıldılar. başbakan ile iki bakan bu gerekçe ile asıldılar. suç: anayasayı şiddet yolu ile değiştirmek. ceza: ölüm. demek ki, anayasa ihlali dediğimiz suç, gerçekten son derece önemli. umulurdu ki, 27 mayıs ihtilalinden sonra gelen iktidarlar, yassıada kararları karşısında son derece dikkatli olacaklar ve anayasayı ihlalden kaçınacaklar.

bir başbakan ve iki bakan bu hukuksal gerekçelerle asıldılar. devletin kuvvetlerini, anayasayı uygulamama yolunda kullanmak, anayasada yetki alanları çizilmiş devlet kuvvetlerinin işleyiş koşullarını değiştirmek, bazı kurullara olağanüstü devlet yetkileri vermek, anayasayı ihlal suçunun gerekçeleri olarak sıralanmaktadır. gerçekten, anayasa ve ceza hukuku açısından durum gerekçelerde açıklandığı gibidir.

kurtuluş savaşı bir "kutsal isyan"ın ulusal bilincidir. 27 mayıs 1960 devrimi de, 1946 anti-kemalist sandık darbesine ulusal tepkidir. demokrat parti, toprak ağalarının ve uluslararası kapitalizmin örgütüydü. türk halkı bu devrede, sadece geriliğe, karanlığa ve uyduluğa mahkum oldu. amerikan emperyalizmi, kuran kursları, imam-hatip okulları, nur tarikatları, namussuz ve satılık politikacılarla türkiye'yi yönetmişlerdi.

demokrat parti, 1945 yılında hazırlanan toprak kanunu'na muhalefet eden 4 milletvekili tarafından kurulmuştur. siyasal tarihimizde "dörtlerin takriri" adıyla anılan bu muhalefetin önderleri bayar, menderes, koraltan ve köprülü'dür. bütün tutucu partilerin bugün bayrak yaptıkları 1946 ruhu, temelinde büyük toprak mülkiyetinin yattığı bir sağcı sandık darbesidir. büyük toprak mülkiyetini korumak için girişilen bu hareket, bir süre sonra ticari kapitalizmle bütünleşerek demokrat parti iktidarını oluşturmuştur. aynı yıllarda, devrimci düşünceye, aydınlara, sanatçılara karşı takınılan faşist tutumu, bu karşı devrim koşulları içinde değerlendirmek gerekir. köy enstitüleri'nin kapılarına kilit vurup imam-hatip okulları'nı açmak, devrimci örgütlenmeyi yasa yoluyla önlemek çabaları, hep bu parlamenter faşizmin gerekleriydi. bu koşullarla gelişen ve güçlenen bir iktidar, 10 yıllık bir devreden sonra "anayasayı tağyir, tebdil ve ilga" etmekten sanık olarak yargılanmış ve mahkum olmuştur.