12.10.12

hitopadeşa: yararlı eğitim

narayana

cahil bir adam kolayca memnun edilebilir; çok bilgili bir kişi daha da kolay memnun edilir; ama azıcık bilgisiyle şişinen birini tanrı brahma bile memnun edemez.

bilgiye sahip olan kişi, sıradan biri bile olsa, aşağı düzeylerden akan nehri izleyen insanın, varlık kaynağı olan okyanusa ulaşması gibi, yaklaşılması güç kralların huzuruna ulaşır.

ruh, kutsal merdivenleri yıkayan bir nehirdir; doğruluk onun suyu, iyi huy kıyıları, merhamet onun dalgalarıdır.

bu dünyada gerçekte var olan şey acıdır, mutluluk değildir. mutluluk sözcüğü ancak kederden kurtulma durumunda kullanılacak bir sözcüktür.

bir insanın yaşayacağı varsa, okyanusa da düşse, dağdan da yuvarlansa yahut zehirli kobra tarafından da ısırılsa, o yaşar. eğer vakti gelmediyse, yüzlerce ok vücuduna saplansa, gene ölmez; ama eğer vakti geldiyse, bir kuşaotunun batması bile ölmesine yeter. çölde korumasız kalana bir şey olmazken, evinde korunaklı yaşayan ölür.

olanaksız olan olanaklı hale gelmez; olanaklı olan ise kesinlikle olanaklıdır.

dar kafalı "bu bendendir, bu yabancıdır" diye düşünür. geniş düşünceli olanlar ise tüm dünyayı kendi ailesi olarak görürler.

yoksulluk her türlü felaketin kaynağıdır.

akıllı kişiler ulaşılmaz şeyleri istemezler, kayıplara ağlamazlar ve zorluklar karşısında cesaretlerini yitirmezler.

çok uzaklardan avını gören kuş, zamanı geldiğinde önüne serilmiş ağın iplerini göremez.

bu dünyada zenginliğe göz dikmeyecek kimse yoktur. bu dünyada gençliğe ve başkasının karısının güzelliğine istekle bakmayacak kimse yoktur.

kesin olanı bırakıp belirsizliğin peşine düşen, kesin olanı kaybeder ve tabi belirsiz olanı da.

ne hediyeler, ne onurlandırma, ne içtenlik, ne üzerine titreme, ne silah zoru ne de dinsel telkin kadınları zaptetmeye yarar; onları memnun etmek çok zordur. ün, sevimlilik, erotik sanat bilgisi, zenginlik, gençlik gibi bir sürü değerle yüklü kocalarını bırakıp karaktersiz, kötü niteliklerle yüklü başka erkeklere koşarlar. bir kadın durvaotu, çerçöp ve bunun gibi şeylerden oluşan yatakta aşığından aldığı zevki, tamamen onun istediği güzellikte hazırlanmış bir yatakta almaz.

felaketler hiçbir zaman tek tek gelmezler.

yeterince danışma almadan aceleyle düşman hatlarına giren budalalar, onların kılıçlarıyla kucaklaşacaklarından emin olsunlar.

bir yabancı iyilik yaptığında akraba, bir akraba kötülük yaptığında bir yabancıdır. vücutta doğan bir illet zararlı, ormanda doğan bir şifalı bitki ise yararlıdır.

dostlar hindistan cevizine benzer; dıştan sert, içten yumuşaktırlar.

işler ters gittiğinde kişi kaderine söver; ancak bunun kendi işlerinden dolayı olduğunu bilmemek budalalıktır.

kimse kadınlar tarafından tamamen reddedilmez ya da sevilmez.

gençlik, güzellik, yaşam, biriktirilmiş mal varlığı, başarı, sevilen insanlarla birlikte olma; bunların hepsi gelip geçicidir. akıllı kişi bunların aldatıcılığına kapılmaz.

her ne verilirse, her ne alınırsa ve her ne yapılırsa; bir an önce verilmeli, alınmalı, yapılmalıdır. aksi halde zaman onun en güzel yönünü alır götürür.

gerçek başarı barışı sağlamaktır.

ey kral, insanın yolculuğu ana rahmine düştüğü gece başlar ve o geceden itibaren her gün ölüme yaklaşarak sürdürür bu yolculuğu. bu nedenle, dünyasal varlığın gerçek doğasını görebilenler, cehaletten doğan bu kedere kapılmazlar.

doğum, ölüm, yaşlılık ve hastalık acılarıyla dolu olan bu değersiz dünya yaşamından vazgeçen kişi mutlu olur.

hoşa giden şeyler yapmasa da insan sevdiğine kızamaz. ateş tüm evi yaksa da insan görmezden gelir.

kötü insan kötülük işlediğinde, onun sonuçlarına iyi insan katlanır.

kişi asla savaş yoluyla düşmanını alt etmeye çalışmamalıdır; zira bir çarpışma durumunda zaferi kimin kazanacağı hiç belli olmaz.

insan insanın hizmetçisi değildir; insan sadece paranın hizmetçisidir.

ne kadar heybetli de olsa, bir timsah sudan ayrılırsa kolaylıkla ele geçer; ormanın dışına çıkan bir aslan da bir çakaldan farksız hale gelir.

krallar, genç kadınlar ve sarmaşıklar kendilerine yakın olana sarılırlar.

rüzgarla kavrulmuş bir dalgacık kadar gelip geçici olan dünyalık varlığımızı, bir kimsenin yaşamı için feda etmekle en büyük değeri elde ederiz.

bir şey olmamışsa olmamıştır; olmuşsa da başka türlüsü olmaz.

zarar veren dosttansa, yarar sağlayan düşmanla birlik olunmalı; zaten iyilik ve kötülüğü belirleyen de budur.

kişi tehlike yaklaşmadıkça korkmalı; ama bir kez tehlikeyi gördü mü, ona karşı kahramanca saldırmalıdır.

kralının hoşlandığı, hoşlanmadığı şeylere hiç bakmadan, nahoş bile olsa sadece doğruları söyleyen bir kimse, kralın gerçek danışmanı olabilir.

size güven duyanları aldatmak marifet midir? kucağınızda uyuyan bir kimseyi öldürmek ne çeşit bir cesarettir?

yoksullaşan insan zalimleşir.

aşırı harcama, denetleme yoksunluğu, adaletsizlik sonucu artan para, yağmalama ve belirsiz görevlendirmeler, bir hazinenin düşmanlarıdır.

anbean yok oluşunu gözlemleyemediğimiz bedeni, tıpkı suya düştüğü zaman eriyen pişmemiş topraktan bir kap gibi, öldüğü zaman fark ederiz.

tıpkı denizin üstünde birleşip sonra da ayrılan iki odun parçası gibi, canlılar bir araya gelir ve ayrılırlar.

gezginlerin bir gölgelik yerde bir arada mola verip dinlendikten sonra yollarına devam etmesi gibidir canlıların birlikteliği.

bağlılık kaçınılmaz olarak ayrılığa işaret eder; tıpkı doğumun kaçınılmaz olan ölümü işaret ettiği gibi.

bu dünya yaşamında iyi ile birlikte olmak zevklerin en güzelidir; ama sonu ayrılışla biteceği için acıların da en büyüğüdür.

sadece yaşamını sürdürmek için yiyenler, nesil sürdürmek için evlenenler, sadece gerçeği dile getirmek için konuşanlar güçlüklerin üstesinden gelirler.

hiç çocuğu olmayanla, çocuğu olup onu kaybetmiş olan bir kere üzülür; oysaki oğulları aptal olan her zaman acı duyar.

yüz tane aptal oğlu olacağına insanın değerli tek bir evladı olsun daha iyi; gökte çok yıldız vardır; ama geceyi aydınlatan tek başına ay'dır.

şans, insanlar içinde aslan gibi olan, gayretli kişiye güler. "kaderde varsa" diyen kişi aklı zayıf kişidir; kaderciliği bir yana atarak kişi kendisini gayrete getirmelidir; çabaları başarıyla sonuçlanmazsa suçu başka yerde aramalıdır.

talih denen şey kişinin önceki yaşamlarında işlediği işlerin iyi veya kötü sonuçlarından başka nedir?

aptal biri, güzel elbiseler giymiş olarak bulunduğu toplumda ağzını açmadığı sürece dikkati çeker.

kimse kimsenin durduk yerde dostu veya düşmanı değildir. dostluğu veya düşmanlığı belirleyen davranıştır.

üç yıl olsun, üç ay, üç gece ya da üç gündüz; kişi yaptığı iyi veya kötü hareketlerin meyvelerini işin olgunlaştığı son noktada mutlaka alır.

cimrinin kullanmadığı zenginliği herkesin ortak malıdır. o ancak kaybedip de üzüldüğü zaman kendi malı olarak düşünülür.

bilgi uygulamaya geçirilmedikçe insanlar sersem olarak kalmayı sürdürürler. ilaç ne kadar iyi seçilse de sadece adını söylemekle hasta iyi olabilir mi?

kişinin payına mutluluk da düşer keder de. mutluluk ve keder bir tekerlek gibi birbirlerini izleyerek dönerler.

köpek altın kolye taksa da aslanın emri altındadır.

bir bulutun gölgesi, kötü adamın dostluğu, taze mısır, kadınlar, gençlik ve zenginlik hoşa gider; ama çok kısa sürer.

şans eseri edindiğimiz ve sevgisi gerçek olan doğal dostumuz bizi felaket anında asla yüzüstü bırakmaz.

hayvanlar tarafından aslana ne taç giyme töreni ne de başka bir tören yapılır; onun hayvanlar üstündeki hükümranlığı sadece kendi gücünden kaynaklanır.

nasıl ki bir tepenin üstüne bin bir zorlukla çıkarılan taş bir anda yuvarlanıp giderse, erdemli insan da bir anda kötülüğe düşebilir.

kişinin sevdiği şey ona sevimli gelir.

hata yapma korkusu yüzünden bir işe kalkışmamak korkaklara özgü bir davranıştır; hazımsızlık yüzünden yemek yememek mi gerekir?

ey kral! şu altısı insana mutluluk verir: sürekli gelir, hastalıksız bir yaşam, bir dost, tatlı dilli bir eş, itaatli bir oğul ve yararlı bilgi.

bilgi kişiye alçak gönüllülük kazandırır; alçak gönüllülük itibar kazandırır; itibarı olan kişi zengin olur; zenginlik sayesinde kutlu bir düzeye gelinir ve mutlu olunur.

beden her türlü kazaya açıktır; zenginlik felaketlerin kaynağıdır; beraberlikleri ayrılıklar izler; yaratılmış her şey kırılgandır.

kişinin bu dünyadaki görevi, canlılara merhamet etmektir. mutluluk, sağlık; sevgi, iyi hisler beslemek; bilgelik ise yargılama gücüdür.

okumayan için bilgi, hazımsızlıkta yiyecek, yoksul için toplum içinde bulunmak, yaşlı adam için genç kadın zehir gibidir.

zenginler ancak ayağın tozuyla kıyaslanabilir. gençlik, dağdan akan bir nehir gibi çabucak akıp gider. yaşam bir su damlası gibi gelip geçicidir. varlık, sabun köpüğü gibi yok olan bir şeydir.

tatlı sözlerle verilen bir hediye, kibirden uzak bilgi, müsamahası olan esaret ve hayır işlerine harcanan zenginlik; bu dördü dünyada nadir bulunur.

erkeklerle kıyaslandığında kadınların yeme kapasiteleri iki kat, yetenekleri dört kat, enerjileri altı, tutkuları ise sekiz kattır.

zenginliği çok olan kişi bir brahman katili bile olsa, saygı görür. yoksul olan ise, isterse ay soyu kadar köklü bir nesilden gelsin, hakir görülür.

aylaklık, kadınlara düşkünlük, hastalıklı durum, doğduğu yere bağlılık, gevşeklik ve korkaklık, büyük olmanın önündeki altı engeldir.

kişi şu altı özelliği edinmemelidir: şehvet, öfke, muhakeme yoksunluğu, açgözlülük, kibir ve gösteriş. bunları terk eden kişi mutlu olur.

ayyaş, boşvermiş, çıldırmış, bitkin, öfke içinde yahut aç insan veya açgözlü, korkak, hiç gecikmemesi gereken bir iş yapan insan, bir aşık; bunların hiçbiri tam ve doğru düşünemez.

dünya varlığının yarattığı zehirli ağacın sadece iki lezzetli meyvesi vardır; biri şiir sanatının özünü emmek, diğeri ise iyilerle dostluk kurmaktır.

kötülükten caydıran sevendir; saf olan davranış davranıştır; itaatli kadın eştir; iyilerin saygı duyduğu kişi yetenekli kişidir; kibir yaratmayan zenginlik zenginliktir; istekten uzak olan mutludur; içten davranan dosttur; duyuları tarafından yönetilmeyen adam adamdır.

kadınlar kötü erkeklerle birlikte olmak isterler; kral genellikle hak etmeyene mükafat yağdırır; zenginlik cimriyi arar; yağmur tanrısı yağmurunu dağlara ve denizlere yağdırır.

keder neşeyi yok eder; yaklaşan kış sonbaharı, güneş karanlığı, nankörlük iyi davranışı, istenileni elde etme kederi, doğru yol izleme sıkıntıyı; yanlış davranış, çok bile olsa zenginliği yok eder.

kişi belada dostunu, savaşta savaşçıyı, borç durumunda dürüst adamı, talihi döndüğünde karısını, zorluklarla karşılaştığında akrabalarını arar.