17.9.12

insancıklar

stefan zweig

1844'te, 24 yaşındaki o yalnızların en yalnızı "ateşli bir tutkuyla, neredeyse gözyaşları içinde", insancıklar'ı, bu usta işi insanlık çalışmasını yazdı. en büyük utancı olan yoksulluk üretti onu, en büyük kudreti, acıya olan sevgisi, sonsuz merhameti de kutsadı. yazılı sayfalara güvensizlikle baktı. orada kadere sorulmuş bir soru olduğunu, bir karar verileceğini seziyordu; güçlükle şair nekrasov'a el yazmalarını kontrol etmesi için götürmeye karar verdi. iki gün hiçbir haber çıkmadı. geceleri tek başına evde oturup düşünüyor, lambanın gazı bitinceye kadar çalışıyordu. birdenbire gecenin dördünde kapının zili hararetle çalındı ve nekrasov şaşkınlıkla kapıyı açan dostoyevski'nin kollarına atıldı, boynuna sarıldı, öptü ve kutladı.

o ve bir arkadaşı birlikte el yazmalarını birbirlerine okumuşlar, bütün gece dinlemişler, sevinçten deliye dönmüşler ve ağlamışlardı. sonunda dayanamamışlardı: gelip ona sarılmak istemişlerdi. bu, dostoyevski'nin hayatının ilk saniyesiydi, gece yarısı çalan bu zil onu şöhrete çağırıyordu.

sabahın ilk ışıklarına kadar ateşli sözlerle mutluluk ve coşkularını paylaşırlar. ardından nekrasov rusya'nın en büyük eleştirmeni belinski'ye koşar. "yeni bir gogol doğdu." diye bağırır daha kapıdayken, el yazmalarını bir bayrak gibi sallayarak. "size kalsa gogol'ler mantar gibi yerden bitecek." diye homurdanır güvensiz eleştirmen, böylesi bir heyecana kızarak.

ama ertesi gün dostoyevski onu görmeye geldiğinde oldukça değişmiştir. "peki, siz burada neyi başardığınızın farkında mısınız?" diye heyecanla bağırır iyice şaşkına dönmüş olan genç adama.

dostoyevski dehşete kapılır, bu yeni ve ani şöhret onda tatlı bir ürperti uyandırır. rüyada gibi iner merdivenleri, sokağın köşesinde sallanarak ayakta durmaya çalışır. kalbini sıkıştıran bütün o karanlık ve tehlikenin güçlü bir şey olduğunu, çocukluğundaki belirsiz "büyüklük" hayallerinin ölümsüzlük olduğunu, bütün dünya için acı çekmek olduğunu ilk kez hisseder; ama buna inanmaya cesaret edemez. coşku ve vicdan azabı, gurur ve tevazu göğsünde belli belirsiz salınıp durmaktadır, hangi sese inanacağını bilemez. sarhoş gibi sokağın karşısına geçer, gözyaşlarına mutluluk ve acı karışır.