22.9.12

dövüş kulübü

chuck palahniuk

insan sevdiklerini öldürür diye bir söz vardır ya, aslında bakın, insanı öldüren de hep sevdiğidir.

o koca ıslak surat kafamın üstüne kapanıyor ve ben içeride kayboluyorum. işte o zaman ben de ağlıyorum. o sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.

üç haftadır uyumuyorum. üç haftayı uykusuz geçirirseniz, her şey beden dışı bir gezintiye dönüşür. doktorum dedi ki: "uykusuzluk sadece bir semptomdur, daha önemli bir şeyin işaretidir. gerçek sorunu araştır. bedenini dinle."

uykusuzluk böyledir işte. her şey çok uzaklardadır, bir kopyanın kopyasının kopyası gibi. dünyayla arana öyle bir mesafe koyar sokar ki, ne sen bir şeye dokunabilirsin ne de bir şey sana.

işte bu özgürlüktü. bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü. ben hiçbir şey söylemeyince, gruptaki insanlar en kötüsünü düşünüyorlardı. daha beter ağlıyorlardı. ben de daha beter ağlıyordum. yukarıdaki yıldızlara bak, hop, gittin bile.

her akşam ölüyor ve her sabah doğuyordum.

bazı insanlar gece insanıdır. bazıları da gündüz insanıdır. ben ancak gündüzleri çalışabiliyordum.

sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.

eğer ne istediğini bilmezsen, bir bakarsın istemediğin bir sürü şeyin olmuş.

hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım, ne olur.
hiçbir zaman halimden memnun olmayayım.
hiçbir zaman kusursuz olmayayım.

birkaç yara izim olmadan ölmek istemiyorum. bozulmamış güzel bir bedene sahip olmak hiçbir şey değil artık. 1955'te oto galerisinin vitrininden çıktığı ilk günkü vişne rengiyle ortalıkta dolaşıp duran o arabaları her gördüğümde içim burkuluyor.

belki de kendini geliştirmek aranan cevap değildir.

otuz yaşında bir oğlan çocuğuyum ve bir başka kadının aradığım cevap olduğundan hiç emin değilim.

dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmemişti ama hiçbir şeyin önemi yoktu.

gülmek en iyi ilaçtır.

tyler diyor ki, ben henüz dibe vurmaya yaklaşmamışım bile. ve eğer sonuna kadar düşmezsem, kurtarılmam olanaksızmış. isa çarmıha gerilerek yapmış bunu. sadece para, mülkiyet ve bilgiden vazgeçmen yeterli değil, diyor tyler. bu bir hafta sonu tatili değil. kendini geliştirmeye sırt çevirmeli ve felakete doğru koşmalısın. bu işi böyle yarım yamalak yapamazsın artık.

ancak her şeyini kaybettikten sonra canının istediğini yapmakta özgür olursun.

yeterli miktarda sabunla bütün dünyayı havaya uçurabilirsin.

çünkü bugüne kadar yaşadığın her şey ayrı bir hikayedir. bugünden sonra yaşayacakların ise ayrı bir hikaye.

tarihteki ilk sabun kahramanlardan yapılmıştır.

kovulmak, herhangi birimizin başına gelebilecek en iyi şey olurdu. böylece havanda su dövmekten kurtulur ve hayatlarımızla bir şey yapardık.

dayanışma gruplarını işte bu yüzden seviyordum. insanlar ölmekte olduğunuzu sanırlarsa, bütün dikkatlerini size veriyorlardı.

felaket benim dönüşüm çizgimin doğal bir parçasıdır. trajediye ve yok oluşa doğru bir dönüşüm.

fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum? çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.

sahip oılduklarımı yok eden kurtarıcı, benim ruhumu kurtarma savaşındadır. bütün aidiyetleri yolumdan kaldıran öğretmen beni özgür kılacaktır.

bilmem hangi bağımlılıktan kurtulmaya çalışan bu tipler o kadar hızlı titrerler ki dış çizgileri bulanıklaşır; sırf enerjidirler sanki. sanki nasıl öleceklerini seçmekten başka hiçbir seçim şansları kalmamıştır ve onların istediği bir dövüşte ölmektir.

eğer erkeksen, hıristiyansan ve amerika'da yaşıyorsan, tanrı modeli olarak babanı görürsün. eğer babanı hiç tanımamışsan, baban kaçıp gitmişse ya da eve hiç gelmiyorsa, tanrı hakkında ne düşünürsün?

sonunda, bütün hayatını bir baba ve bir tanrı aramakla geçirirsin.

unutmaman gereken şu ki: tanrı seni sevmiyor olabilir. bu da bir olasılıktır. belki de tanrı bizden nefret ediyordur. hayatta olabilecek en kötü şey değil bu.

kötü şeyler yaparak tanrı'nın ilgisini çekmek, hiç ilgi görmemekten daha iyiydi. belki de tanrı'nın nefreti tanrı'nın kayıtsızlığından daha iyidir.

bir tanrı'nın ortanca çocukalrıyız. tarihte özel bir yeri olmayan, özel bir ilgi görmeyen kimseleriz.

dövüş kulübünde geçirdiğiniz zaman boyunca, banka hesabınız değilsiniz. işiniz değilsiniz. aileniz değilsiniz ve olduğunuzu düşündüğünüz kişi değilsiniz. isminiz değilsiniz. sorunlarınız değilsiniz. yaşınız değilsiniz. umutlarınız değilsiniz.

etrafıma baktığımda, yan camdaki yıldızların üstüme düşen siluetiyle, bugüne kadar yaşamış en güçlü, en akıllı adamları benzin pompalarken ve garsonluk yaparken görüyorum.

silahın yaptığı tek şey, bir patlamayı belli bir doğrultuya yöneltmektir.

bizim kuşağımız büyük bir savaş görmedi, büyük bir buhran yaşamadı; ama bizim de bir savaşımız var. büyük bir ruhani savaş bu. kültüre karşı büyük bir devrim hazırlıyoruz. büyük buhran bizim hayatlarımız. biz ruhani bir buhran geçiriyoruz.

hayatta her şey parayla ilgili değildir.

şunu unutma. ezmeye çalıştığın bu insanlar, senin muhtaç olduğun herkestir. biz senin çamaşırını yıkayan, yemeğini pişiren ve önüne getiren insanlarız. senin yatağını biz yapıyoruz. uykudayken seni biz koruyoruz. ambulansları biz kullanıyoruz. telefonlarını biz bağlıyoruz. bizler ahçıyız, taksi şoförüyüz ve senin hakkında her şeyi biliyoruz. sigorta bildirimlerini, kredi kartı ödemelerini biz takip ediyoruz. hayatının her alanını biz denetliyoruz.

biz tarihin ortanca çocuklarıyız. bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük; ama bunların hiçbiri olmayacağız. ve bu gerçek kafamıza ancak dank ediyor.

tyler durden'ın her şeyine hayranım. cesaretine, zekasına. soğukkanlılığına. tyler komik, çekici, etkileyici ve başına buyruk biri. erkekler ona gıpta ediyor ve ondan dünyayı değiştirmesini bekliyorlar. tyler güçlü ve özgür. oysa ben değilim.

zaman aralığını yeterince uzun tutarsanız, herkesin hayatta kalma şansı sıfıra düşer.

hayatta sevdiğin her şey sana sırt çevirecek ya da ölecek.

hayatta yarattığın her şey bir kenara atılacak.

hayatta seni gururlandırmış ne varsa hepsi çöpe gidecek.

yolunda gittiğini sandığım her şeyin altında, arkasında ve içinde ne zamandır korkunç bir şey büyümekteydi.

her şey parçalanıp dağıldı.

ve hayattaki tek kusursuz an'ınız sonsuza kadar sürmeyecektir.