22.8.12

olasılıksız

adam fawer

her an her şey olabilir.

tipik bilimadamları içine kapanık insanlardı. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlardı.

olasılık ilkelerini ortaya koyan blaise pascal 1623’te doğdu.

olasılıklar her zaman kasadan yanadır.

bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.

alfa dalgaları sakin yetişkinlerin en yoğun dalgalarıydı.

beta dalgaları insanlar gözlerini açtıklarında veya aktif bir şekilde başkalarını dinlediklerinde, düşündüklerinde veya bilgileri algıladıklarında hareketlenirdi.

teta dalgaları yaratıcılıkla, rüyalarla ve fantezilerle ilgiliydi.

delta dalgaları sezinleme gücüyle ilgiliydi.

napolyon 18. yy.da yaşayan astronoma, güneş sistemi hakkındaki eserinde niye tanrı’dan söz edilmediğini sorduğunda bilim adamı şöyle cevap verdi: efendim, bu hipoteze gerek yok.

satranç hayat gibidir. her parçanın kendi işlevi vardır. bazıları zayıftır, bazıları güçlü. bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. aynen hayatta olduğu gibi, satrançta da skor tutulmaz. on parçanı kaybedip, yine de kazanabilirsin oyunu. satrancın güzelliği budur işte. işler her an tersine dönebilir. kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek ve karşındakinin ne yapacağını kestirebilmek.

olasılıklarla yönetilen bir evrende her şey olabileceği için, evren olasılıklarla değil de mutlaklarla yönetiliyor.

kaybetmeye mahkum olanlar az parayla oynarlar; üçe altı veya beşe on en fazla.

grup ne kadar geniş olursa, olasılık da o kadar büyür. yani yeterince gözlemlersek her şey olabilir ve olur. her ne kadar olasılık dışı olursa olsun.

özünde tüm maddeler iki şeydir. farklı ortamlarda farklı özellikleri vardır, hepsi aynı anda ölçülünceye kadar.

tüm kumarbazların söylediği en önemli cümleyi söyledi: kötü eller gelmeye başladığında masadan kalkacağım.

her seçimin olumsuz sonuçları olabilirdi. asıl yapılması gereken, riski değerlendirmek ve en aza indirgemekti. hiçbir zaman risk faktörü yok edilemezdi, tamamen yok edilemezdi.

böyle bir şey asla hesaplanamazdı. işte hayatın en güzel tarafı da buydu; her şey olabilirdi. her ne kadar olasılıksız olursa olsun olabilirdi. olasılık dışı olan bir olay mutlaka olurdu.

şu anda adrenalin salgıladığı için koşabildiğini biliyordu, dursa bayılacaktı.

bir ajanın en önemli becerisi, olmaması gereken yerlerden, almaması gereken şeyleri alabilmesidir.

olaylar ne kadar rastgele görünse de, tamamen fiziksel gerçeklerle koşullandırılmışlardır ve böyle belirlenirler.

olasılık teorisinin temeli budur: hatayı en aza indirgemek.

saklayacak bir şeyi olmayan insan rahatmış gibi görünmeye çalışmazdı; özellikle de yağmurun altında yürürken.

bilgi önemlidir. eğer bir şey yapabileceğini düşünürsen, aslında bu mümkün olmasa bile yapabildiğini görürsün. eğer yapamayacağını düşünürsen, o zaman da çoğunlukla yapamazsın; çünkü denemezsin bile yapmayı.

çağdaş fiziğe göre madde zamanda ve uzayda belirli noktalar olarak değil, dalgalar olarak var olur.

bir kütle ne kadar ivme kazanırsa durağan bir kütleye kıyasla daha ağır olacaktır.

kuantum fizikçilerine göre madde aslında yoktur. klasik fizikçilerin madde sandıkları şey aslında birtakım elementlerin birleşimidir, onları da atomlar oluşturur, onları da kuarklar ve leptonlar oluşturur –yani enerji. yani aslında madde enerjidir.

tüm bilinçli ve bilinçsiz düşünceler beyinden elektrik sinyalleri yollayan nöronlar tarafından oluşturulur. madde enerjiyse ve düşünce de enerjiyse, o zaman tüm madde ve düşünceler birbirine bağlıdır, ilişkilidir. işte toplu bilinçaltı da buradan gelir. bu yaşayan, yaşamış ve yaşayacak her canlı tarafından paylaşılan, birbirine bağlı, bilinçsiz zihnidir.

zaman görecelidir. ışık hızından hızlı olan tek şey düşünce hızıdır. özellikle de bilinçsiz düşünce. partiküller ışık hızına yaklaştıkça zaman yavaşladığı için duranlara göre bilinçsiz zihnin sonsuz olduğunu düşünebiliriz. yani, bir anlamda, zaman diye bir şey yok.

budistlere göre her şey geçicidir. buddha, dünyadaki bütün acıların kaynağının insanların maddelere ve fikirlere bağlılığından kaynaklandığını ve akan, değişen ve hareket eden evreni kabul etmedikleri için böyle olduğunu düşünmüştü. budizm’e göre uzam ve zaman, bilinç yansımalarından ibarettir. budistler objeleri maddeler olarak değil de, evrensel bir hareketin içinde var olan dinamik süreçler olarak görürler ve bu da sürekli değişmektedir. yani, maddeyi enerji olarak görüyorlar, aynen kuantum fiziğinde olduğu gibi.

taoistler de evrenin dinamik döngüsüne inanırlar. tao yol demektir. evreni bir enerji sistemi olarak görürler ki buna chi derler. bu da sürekli değişir ve akar. buna göre de kişi tüm evrende tek bir elementtir. ya da bu enerjinin bir parçası. doktrinleri ching’dir yani değişim kitabı. buna göre denge ancak yin ve yang arasında bir uyum olduğunda sağlanabilir. bunlar da evrendeki bağıntılı doğal güçlerdir. bu da kuantum fiziğinde geçer; çünkü her şey partiküllerden oluşur ve bunları bir arada tutan da subatomik enerjidir.

toplu bilinçaltı sayesinde unutma zaman yok, yani düşünce hem ileri hem de geri akabilir. büyük düşünürler, felsefeciler, bilim adamları hepsinin zamanının ötesinde oldukları söylenir; çünkü dev adımlar attılar. bazıları buna deha diyor; ama deha müthiş bir öngörü değildir de nedir? sözde dahiler yalnızca toplu bilincimizi bizden daha iyi görebilenlerdir.

hiçbir şey onu şaşırtmazdı.

aslında şaşıracak bir şey yok. dünyada herkese aynı anda garip bir şey olsa işte o zaman bu şaşırtıcı olurdu. ben tek bir bakış açısına sahip olduğuma göre, bana olan olasılık dışı bir şey varsa, o zaman başkasına bunun olmadığını varsayıyorum mantıklı olarak. bu yüzden de, bunun herhangi birine olma olasılığı 6 milyarda birse, o birine olma olasılığı da yüzde yüz. yüzde yüz olabilecek bir şey olduğunda niye şaşırayım ki?

zaitsev ona hep, öldüğünde dinlenecek zamanı olacağını söylerdi.

insanın her zaman seçenekleri vardır.

güçlü yeteneği olanlar çoğu şeyi görebilirler; ama gördükleri bilinçaltındadır. iyi fikirlerine öngörü, içgüdü ya da bir duyguya kapılmak derler. aslında bu fikirler heran’da gördükleri olası geleceklerden kaynaklanır. heran’da herkes için mükemmel ve mutlu gelecekler de vardır.

annenin ve kardeşinin yasını tut nava. ama kendi hayatınınkini değil.