25.8.12

duru bilinç

schopenhauer

zeka ülkesinde acı hüküm sürmez; her şey bilgidir. ama bir kimse tüm entelektüel hazlara, ancak kendi zekasının aracılığıyla, yani onun ölçüsünde ulaşabilir. çünkü "aklı olmayana, dünyanın tüm aklının bir yararı dokunmaz." bu avantaja eşlik eden gerçek bir dezavantaj ise, doğada zekanın derecesiyle birlikte acı çekme yeteneğinin de artması, yani en yüksek aşamasına ancak burada ulaşmasıdır.

doğa kendini sürekli olarak, en önce inorganik dünyanın mekanik ve kimyasal etkimelerinden bitkisel dünyaya ve bunun donuk öz hazzına, oradan da zekanın ve bilincin belirdiği ve şimdi zayıf başlangıçlardan adım adım hep daha yükseğe çıktığı, kendini insana dek yükselttiği hayvanlar alemine dek yükseltir; insan zekasında doğa doruk noktasına ve üretiminin hedefine ulaşmıştır; yani ortaya koyabileceği en kusursuz ve en zor şeyi sunmuştur. ama zeka, insan türünün içinde de çok sayıda belirgin basamaklar oluşturur ve en üstteki, asıl yüksek zekaya nadiren ulaşır. demek ki bu zeka, en dar ve en kesin anlamda, doğanın en zor ve en yüksek ürünüdür; böylelikle, dünyanın ortaya koyabileceği en nadir ve en değerli şeydir. böyle bir zekada en duru bilinç ortaya çıkar ve buna uygun olarak dünyayı başka herhangi bir yerde olduğundan daha anlaşılır, daha tam bir biçimde serimler. böyle bir bilinçle donatılmış kişi yeryüzündeki en soylu ve en kıymetli şeye ve böylelikle öteki tüm kaynakların, onun yanında kısıtlı kaldıkları bir hazlar kaynağına sahiptir. böylece o kişi artık, sahip olduğu şeyin keyfini rahatsız edilmeden çıkarabilmek ve elmasını tıraşlayabilmek için boş zamandan başka, dışarıdan bir şeye gereksinim duymaz. çünkü tüm öteki, yani entelektüel olmayan hazlar düşük türdendirler: hepsi de istenç devinimleriyle yani arzularla, umutlarla, korkularla ve neye yönelik olursa olsun, ulaşmayla sonuçlanırlar; bu da asla acı çekmeden gerçekleşemez. üstelik ulaşmayla birlikte, esas olarak az ya da çok bir hayal kırıklığı doğar; oysa entelektüel hazlardan, doğruluk giderek daha da durulaşır.

kabalık esas olarak, bilinçte istemenin bilmeye bütünüyle ağır basmasında ve böylelikle bilmenin kesinlikle sadece istencin hizmetinde ortaya çıktığı dereceye çıkmasında, sonunda istencin bu hizmeti istememesinde, yani ne büyük ne de küçük hiçbir güdünün bulunmamasında, bilmenin bütünüyle sona ermesinde ve bunun sonucunda tam bir düşünce boşluğunun ortaya çıkmasındadır. ancak, bilgisiz isteme en kötü şeydir; her kalasta bu vardır ve en azından düştüğünde bunu gösterir. bu yüzden bu durum, kabalığı oluşturur. aynı kişide sadece duyu organları ve onların verilerinin kavranması için gereken en alt düzeyde zeka etkinliği bulunur; bunun sonucunda kaba insan tüm izlenimlere sürekli açıktır; yani etrafında olup biten her şeyi, saniyesi saniyesine algılar; öyle ki en ufak bir ses ve çok küçük bir durum bile onun dikkatini hemen çeker; tıpkı hayvanlarda olduğu gibi. tüm bu durum, o kişinin yüzünde ve tüm dış görünüşünde görülebilir. sonra buradan kaba dış görünüm ortaya çıkar ki, bu dış görünüm, çoğu zaman olduğu gibi bilinci tek başına dolduran ilginç, düşük, egoist ve genel olarak kötü bir istenç olduğunda, etkisi daha da ilginçtir.