27.7.12

satılmışlar

uğur mumcu

vatan turfanda sebze gibi sokaklarda bağıra çağıra satışa çıkarılmaz. bu bir ince zanaattir. yolu yordamı, inceliği vardır. ne satan "ben vatan satıyorum", ne de alan "benim işim budur; ben her azgelişmiş ülkeyi böyle sömürüyorum" der. uzmanlık isteyen bir iştir bu. ve yurdumuzda da böyle uzmanlara sık sık rastlanmaktadır. bakarsınız adam her yerde bas bas bağırır:

"aşırı cereyanlar aldı yürüdü. tedbir almak gerekir. mülkiyet düşmanları işi azıttılar; şereflere ve haysiyetlere tecavüz ediyorlar. hür teşebbüs baltalanıyor. atmalı hepsini içeri."

araştırırsınız. kim bu adam? ne istiyor? öğrenirsiniz ki bir yabancı şirketin türkiye temsilcisidir; on binlerce lira maaş almaktadır bir ayda. ya da ortaktır; bir imza ile milyonlar kazanır. çıkarının bozulmaması için çalışacaktır. el altından gazetelere para yollayacak, politikacıların sırtını sıvazlayacaktır. aşırı kar'ını aşırı cereyan gürültüsü ile unutturacaktır.

gazete okursunuz. adam ateşli bir yazardır; herkese söver, küfreder. savunduğunuz ilkeler adına siz utanırsınız. demokrasi devrinde demokrat, ihtilal döneminde cuntacı, yabancı sermayenin yanında komprador meddahı olur. dün sövdüklerine bugün methiyeler düzer. göklere çıkartır onları:

"işte, vatanın mimarı geldi. kaç zamandır onu bekliyorduk. kalkınmayı o yapacak. kim ona sataşırsa komünisttir. sizi gidi solcular.."

ve daha bir sürü zırva. bakarsınız bu ateşli, bu küfürbaz yazar rotatif değiştirmiş, bir yerlerden kredi almıştır. durumu düzelmiş, geliri artmıştır. cakasından geçilmez. viski bardağını elinden düşürmez.

adam profesördür. türkiye'nin koşullarını, dünyadaki çıkar dengesini herkesten iyi bilmektedir. özel konuşmalarını dinlemişsinizdir. bilgili ve bilinçlidir. bir gün bakarsınız, bir irikıyım partinin gölgesinde, büyük bankaların birinde idare meclisi üyeliği almıştır. yazdıklarını, söylediklerini unutur. altına bir araba çeker, iki tane de kat alır. gelsin yolluklar, avrupa gezileri, bir de yüksek bir koltuk vaadi.. başlar konuşmaya ve yazmaya:

"efendim, bunlar bizi ittifaklarımızdan ayırmak istiyorlar. kasıtlıdırlar. bilmem nerede de böyle olmuştur. hür teşebbüs korunmalıdır. şereflere ve haysiyetlere son zamanlarda tecavüz artmıştır. bir merkezden idare ediliyorlar."

öğrencileri merak edip kendisine sorarlar:

"hocam, şu şu hareketler anayasaya aykırı mıdır? siz daha önce böyle söylemiştiniz."

cevap verir:

"siz dersinize bakın. siyasetle uğraşmayın. bunlar tehlikeli işler!"

bakarsınız bir gürültü, bir çalım, toz duman.. ne o? adam milliyetçiliğini ispat edecek. beğenmediği herkesi komünist ilan edecek. konuşma yapar, yazı yazar. kendisine bir kahraman süsü verir. bilinmez kavramlara karşı "don kişotluk" ilan eder:

"kanımın son damlasına kadar solcularla mücadele edeceğim. şu tarihte şunu yaptım. ben olmasam kızıllar türkiye'ye girecekti. ne eziyetler çektim. o var ya, işte o komünisttir. öbürüne hiç güven olmaz."

araştırır öğrenirsiniz; bu milliyetçi zatın bir zamanlar tabiiyet değiştirmek için yabancı makamlara başvurduğunu, kızının amerikan çavuşları ile yaşadığını söylerler. her zaman sermayeden, her zaman yabancılardan yanadır. parası pulu yerindedir. giyimi kuşamı, yaşamı lükstür.

bu ve benzerleri konuşurlar, yazarlar, çizerler. öcüler, tabular yaratırlar. bu gürültü içinde köy enstitüleri kapanır, namuslu aydınlara kelepçe takılır. yabancı şirketler vurgunlarına devam ederler.

kitaplar vardır. 500 sayfa. arkasında "fiyatı 1 lira" yazar. onu da almazlar. en uzak köy muhtarlığına kadar yollanır. içini açarsınız; ismet paşa'nın, yazarların, gençlerin komünistlikle, rus casusluğu ile suçlandığını görürsünüz. bu değirmenin suyu nereden gelir bilinmez. bakarsınız kitapçılarda 12 buçuk liraya satılan kitapların yüzlercesi fakülte kantinlerinde parasız dağıtılır.

petrol meselesi çıkar bu arada. işte gerçek turnusol kağıdı. kimin milliyetçi olduğunu, kimin yabancı çıkarlarını savunduğunu anlayacaksınız. asit bu. gerçek milliyetçiler kükrerler:

"doğal kaynaklar türk devletinin hüküm ve tasarrufu altındadır. bu petroller bizimdir. onu biz işletmeliyiz. yabancılar petrolü bize pahalı satıyorlar. petrol kanunu değişmeli, yabancı şirketler kontrol edilmelidir."

yabancı petrol şirketlerinin takviyeli korosu başlar teraneye:

"kanunla verilen haklar alınamaz. onlar olmazsa biz petrol çıkaramayız. elbette onlar bizden daha iyi bilirler. bizi ruslara mı satmak istiyorsunuz. biz aşiret devleti miyiz?"

evet, değiliz. değiliz ama, bunu mahkeme kararlarını çiğnerken, parti toplantılarını basarken, gece yarıları meclis'i aratırken; kitapları, tiyatroları yasaklarken hatırlamazlar da, yabancı şirketlerin çıkarlarını savunurken akıllarına getirirler. bir de bunun adı milliyetçilik olur.

"kızıllar, komünistler, mülkiyet düşmanları, rus ajanları, ortanın solu moskova yolu.."

ne o? beyler vatan kurtarıyorlar. kime karşı? başta saçlarını bu mücadele için ağartmış ismet paşa'ya ve tüm milliyetçilere karşı.

evet garip bir ülkedir türkiye. milli çıkarları savunanlar komünist ve dinsiz, yabancı hristiyan şirketlerini savunanlar milliyetçi ve müslüman. her yurttaşın toprak sahibi olmasını isteyenler mülkiyet düşmanı, uçsuz bucaksız toprakları ağalara verenler mülkiyetçi. yabancı şirketlere milyonlar kazandıranlar özel teşebbüsçü, milli sanayinin kurulmasını isteyenler özel teşebbüs düşmanı. milli kahramanlar korkak, hain, amerikan firması müteahhitleri vatansever.

kötü paranın sağlam parayı kovması gibi, "sahne-i siyasette" bu bezirganlar at oynatıyor. şimdi onların astığı astık, kestiği kestik.