1.6.12

tüketim kültürü

peter joseph

ekonomik düzenimizin devamlılığını sağlayan nedir? tüketim. ekonomide üç temel oyuncu vardır: çalışan, işveren ve tüketici. çalışan işverene kazanç karşılığı iş gücü satar. işveren üretim hizmetlerini ve ürünleri kazanç için tüketiciye satar ve elbette tüketici dediğimiz kişi de aslında döngüsel tüketimin sürmesini sağlamak üzere sisteme geri harcama yapan işveren ve çalışanın üstlendiği bir diğer roldür. başka bir deyişle, küresel piyasa sistemi şu varsayıma dayanmaktadır: bir toplumda devam eden tüketim sürecini koruyan bir oranda para dolaşımını sağlayacak ürün talebi her zaman olacaktır. tüketim hızı arttıkça "sözde" ekonomik büyümenin de o derece artacağı varsayılır. düzen böyle sürer gider.

ama durun bir saniye! ben ekonominin şu işe yaradığını sanıyordum: tasarruf sağlamak? terimin kendisi zaten muhafaza etme, yeterlilik sağlama ve savurganlığın azaltılması anlamına gelmiyor muydu? peki tüm bunlara rağmen, nasıl oluyor da tüketim talep eden ve "ne kadar çok, o kadar iyi" mesajını veren sistemimiz yeterlilik ya da "tasarruf" sağlayabiliyor? elbette ki sağlayamıyor. aslında piyasa sisteminin asıl amacı, hayat için gerekli olan ürünlerin üretim ve dağıtımı için ihtiyaç duyulan materyalleri etkili ve tutumlu bir yolla yönlendirmektir. biz sınırları olan bir gezegende, sınırlı kaynaklarla yaşıyoruz. örneğin kullandığımız petrolün gelişmesi milyonlarca yıl sürüyor. hatta kullandığımız minerallerinki milyarlarca. bu nedenle "sözde" ekonomik büyümenin sağlanması için tüketim artışını kasten teşvik eden bir sisteme devam etmek, doğayı parçalayan bilinçli bir deliliktir.

rekabetçi pazar modelinde "amaç en uygun malları en düşük fiyatla sağlamaktır." diye eski bir deyim vardır. bu deyim esasında sonuç olarak daha kaliteli malların üretimine sebep olacağı varsayımına dayanarak pazar rekabetini haklı kılan teşvik konseptidir. kendime en baştan başlayarak bir masa yapacak olsam bunu mümkün olan en iyi ve sağlam malzemeden yapmam doğaldır, değil mi? çünkü uzun süre dayanmasını isterim. neden bunu tekrar yapmam gerekebileceğini ve dolayısıyla daha çok enerji ve malzeme harcayacağımı bile bile daha kötü ve kalitesiz bir şey yapayım? bu, fiziksel dünyada ne kadar mantıklı görünürse görünsün, piyasa dünyasına gelindiğinde sadece açıkça mantıksız olmakla kalmaz, bir opsiyon bile olması mümkün değildir. bir firma rekabet avantajını muhafaza etmek ve fiyat olarak müşterilerine ulaşılabilir seviyede kalmak istediği sürece, teknik olarak bir şeyin en iyisini üretmek mümkün değildir. kelimenin tam anlamıyla satış için düzenlenmiş ve yaratılmış her şeyin üretildiği anda değeri düşüyor. çünkü, matematiksel olarak stratejik, sürdürülebilir, yeterli, bilimsel olarak en gelişmiş ürünü yapmak imkansızdır. 

piyasa ekonomisinin temel bir yönetim prensibi şöyledir: "üretilen hiçbir şeye, dayanabileceğinden daha uzun yaşam süresi izni verilemez". başka bir deyişle, üretilen malın hasar görmesi, bozulması ve kullanım ömrünün bitmesi kritik değere sahiptir. buna "planlı eskitme" denir. planlı eskitme, var olan ve piyasa kuralları uygulayan tüm şirketlerin stratejisinin belkemiğidir. tabii ki küçük bir kısmı yaptıklarını maskelemek için tartışılmasını samimi bir şekilde kabul eder gibi görünürken çoğu zaman dayanıklı ve sürdürülebilir bir malın yaratılmasına sebep olabilecek yeni teknolojik gelişmeleri görmezden gelecek ve hatta baskı ile sindirecektir. yani, yeterince savurgan olmasa bile, sistem yapısı gereği en dayanıklı ve randımanlı malların üretilmesine izin veremez. planlı eskitme, bir malın kullanılabilir olduğu sürenin uzamasının döngüsel tüketimin sürekliliği için ve dolayısıyla pazar sisteminin kendisi için kötü olduğunu kasıtlı olarak kabul eder. başka bir deyişle, uzun ömürlü ürün aslında ekonomik büyümeye terstir; bu nedenle de üretilen herhangi bir ürünün yaşam süresinin kısa olmasını sağlamak için doğrudan, destekli bir teşvik mevcuttur. aslında, sistem başka türlü çalışamaz. dünyaya yayılmakta olan çöplük denizlerine bir göz atmak, eskitme gerçekliğini gösterecektir. her biri altın, koltan, bakır gibi değerli ve çıkarması güç materyallerle dolu milyarlarca ucuz cep telefonu, bilgisayar ve başka teknolojik aygıtlar, genellikle küçük parçalarındaki basit arıza veya eskimelerden ötürü şu anda öbekler halinde çürüyorlar; ki korumacı bir toplumda bunlar büyük olasılıkla tamir edilir veya güncellenirdi ve ürünün ömrü uzatılırdı.

insan beyninin kolayca yoğrulabilir bir hamur olduğuna dair bir kanıt arıyorsanız, şartlanmış ve yönlendirilmiş insanın çevresel uyarıcıların ve onu destekleyen şeylerin etkisiyle ne kadar kolay şekillendiğine dair bir kanıt: işte reklam dünyası bunun kanıtıdır! ucuz işgücünü sömüren denizaşırı bir ülkede en fazla 10 dolara mal edilmiş bir çantayı 4000 dolara aldım demek için gün boyu alışverişte boş boş dolanan, tüketici olarak bilinen programlanmış robotlara bakıldığında, bu beyin yıkama düzeyine korkuyla birlikte hatırı sayılır bir saygı duymanız gerekir. marka statüsü, bir kültürmüşçesine insanlara sunuluyor. ya da toplumdaki güven ve birliği artıran eski sosyal gelenekler günümüzde açgözlü maddeci değerlerce çarpıtılıp çalınmış ve bugün yılda birkaç kez alıp birbirimize verdiğimiz saçma sapan şeylere dönüşmüş. bugün büyük bir çoğunluğun alışverişe ve tüketime karşı neden üzerlerinde bu denli bir baskı hissettiğini merak ediyorsanız; bunun nedeni açıkça, çocukluklarından beri maddi beklentilerinin arkadaş ve aile çevresindeki statülerinin bir işareti olarak görülmesine şartlandırılmalarıdır.

tüketim analizleri, istikrar politikaları, bütçe açıkları, tutar talepleri.. hepsi, evrensel insani ihtiyaçların, doğal kaynakların ve hayatı etkin olarak destekleyen diğer yapıların gözardı edildiği sürekli kendini yenileyen ve aklayan bir söylem döngüsünde gerçekleşir ve bu söylemde, insanların birbirlerine menfaatleri için yaklaştıkları, kendilerini sadece parayla motive ettikleri bencil bir fikir ortaya çıkar. bu sığ bakış açısı, güya, kendisine yeten sağlıklı ve dengeli bir toplum yaratmaya çalışır.

bugünün yeni tüketici kültürü gerçek tüketim ihtiyacına göre gittikçe artan bir seviyede üretilmiş ve empoze edilmiştir. işte bu yüzdendir ki günümüzde çoğu şirket, reklam harcamalarına üretim maliyetlerinden daha çok para harcamaktadır. olmayan ihtiyaçlara yönelik yapay bir "eksiklik duygusu" yaratmak için özenle çalışırlar ve görünüşe göre bunda oldukça başarılıdırlar.