23.6.12

kıbrıs harekatı

uğur mumcu

1974 yazında atina'da "yunan cuntası" iktidardadır. "albaylar cuntası" 1967 nisan'ında "komünistlerin iktidarı ele geçirmelerine engel olmak" gibi bir gerekçeyi ileri sürerek işbaşına gelmişti. darbeden 3 yıl önce yapılan genel seçimleri papandreu'nun babasının liderliğini yaptığı merkez birliği partisi kazanmıştı. "ek" olarak bilinen merkez birliği partisi ile sosyalist solun birleşik demokratik sol parti olarak oy toplamı, oyların %64'ünü geçmişti. sağcı radikal milliyetçiler birliği partisi'nin bir başka sağ eğilimli parti ile birlikte sağladıkları oylar, ancak %36'da kalıyordu.

darbe yapıldığında gerçekten sol, demokratik yolla iktidara gelmek üzereydi.

1967 darbesinden önce yunanistan'da siyasal kargaşalar yaşandı. bu kargaşaların içinde "milliyetçi güvenlik gücü" olarak bilinen "paramiliter" bir sağcı örgütün kanlı eylemlerine tanık olundu. sonradan "ölümsüz z" adıyla romanlara ve filmlere konu olan lambrakis cinayeti'ne tanık olundu. solcu milletvekili lambrakis güvenlik kuvvetlerinin katıldığı bir planla öldürülmüştü. papandreu'nun adının da karıştığı "aspida davası" olarak bilinen bir siyasal davada, ordu içindeki sol bir cuntanın sivillerle işbirliği yaparak iktidara gelmek istedikleri ileri sürülmekteydi. darbeden önceki kargaşa böyleydi, darbeden sonra da siyasal cinayetler ve kargaşalar yine devam etti.

darbeden hemen sonra aspida davası'nın avukatı mandilaris öldürülüyor, cuntaya karşı yurt içinde ve dışında direnişler başgösteriyordu.

yunan cuntası'nın kendi içindeki kavgalar, siyasal ve ekonomik başarısızlıklar sonunda cuntanın önemli adamı general ionadis'in başını çektiği serüvenci bir grup kıbrıs sorununu kurcalamaya başladı. herkesin bildiği gibi sampson adlı kıbrıslı bir faşist, cuntadan aldığı emirlere uygun olarak makarios'u devirdi ve türklere karşı toplu kırıma başladı.

o tarihte, ankara'da chp-msp iktidarı işbaşındaydı. 12 mart döneminin yaraları sarılmak üzereydi. ülkede genellikle bir barış havası esmekte ve karşıt görüşler arasında hoşgörü ve uzlaşma eğilimleri filiz vermekteydi.

ecevit hükümeti, ada'ya çıkartma kararı verdi. çıkartma silahlı kuvvetlerce başarıyla gerçekleştirildi. bütün türkiye'de ulusal birlik havası egemen oldu. tam bu sırada hükümet içinde küçük bir uyuşmazlık başgösterdi. başbakan ecevit yurtdışına gidecekti. başbakan'a yurtdışındayken kim vekillik edecekti? chp'li başbakan yardımcısı eyüboğlu mu, yoksa msp genel başkanı erbakan mı?

ecevit, izmir'deki aliağa rafinerisi'ni açış töreninde bu uyuşmazlığı dile getirdi. ecevit hükümeti'nin istifasını bildirdi. 1975 yılında "cephe hükümeti" olarak bilinen 4 partili koalisyon işbaşına geldi.

ilginçtir; gerek yurtdışındaki ermeni terörü, gerekse iç terör, kıbrıs barış harekatı'ndan sonra hızlandı ve hemen hemen bütün ülkeye yayıldı. 1975 yılından sonra sağlı sollu cinayet örgütleri, birbirleriyle yarışırcasına eyleme geçtiler, ülkeye binlerce silah ve mermi sokuldu. 1977 seçimleri yapıldı, demokratik sol seçimden başarılı çıktı. orta sağdan transfer olan 11 milletvekili ile ecevit iktidarı kuruldu. cephe hükümeti döneminde olduğu gibi ecevit hükümeti döneminde de terörün önü alınamadı. türkiye'de yabancıların "destabilizasyon" dedikleri anarşi ve terör ortamı, tam anlamıyla sağlanmıştı. iktidara yeniden demirel hükümeti geldi. olaylar tırmanışa devam etti. ülke bir iç savaş eşiğindeydi. 12 eylül harekatı yapıldı ve terör geriletildi.

1974 kıbrıs barış harekatı'ndan sonra türkiye'de "destabilizasyon dönemi" başlamış ya da başlatılmıştır. ülke, bu tarihten sonra adım adım iç savaşa sürüklenmiştir.

kıbrıs çıkartmasından sonra yunanistan'da bu oluşumun tam tersine tanık olunması düşündürücü değil midir? barış harekatı'ndan sonra, atina'daki cunta düşmüş, yerine karamanlis'in başbakan olarak görev aldığı bir sivil hükümet kurulmuş ve yunanistan'da yeniden çoğulcu demokrasinin temelleri atılmıştır. papandreu'yu başbakan koltuğuna oturtan süreç, 1974 kıbrıs barış harekatı ile başlatılmıştır.

1974 kıbrıs barış harekatı'ndan sonra "örtülü bir iç savaş" tehlikesi içine itildi ülkemiz. bu tarihten sonra "destabilizasyon" adı verilen terör ve anarşi bataklığına sürüklendi, yurt dışında türk diplomatları, çoğu nato ülkesinde ermeni teröristlerinin saldırılarına uğradılar. 1975 yılından sonra türkiye'ye sokulan 50 milyar liralık silah ve merminin büyük çoğunlukla, nato ülkelerinde üretildiği ve bu ülkelerden yola çıktığı da anlaşıldı.

özetle kıbrıs, yunan cuntasına "mezar taşı" olmuş, türkiye'deki demokrasiyi ise anarşi ve terör bataklığına sürükleyen bir "kilometre taşı" olarak tarihteki yerini almıştır.