16.6.12

anneannem

fethiye çetin

çoğu kez bulaşıcıdır ağlamak.

bizi görenlerin ilk tepkisi, "fethiye babasına, handan annesine benziyor." olurdu. bu sözlerin ne anlama geldiğini çok iyi bilirdim. bunun anlamı, handan'ın güzel, benimse çirkin olduğumdu.

o cahil hocaların aptal sözlerini bu eve getirme.

bir gün, jandarmanın köye gelerek dedesi, amcaları, dayısı dahil bütün erkekleri götürdüğünü ve bir daha onlardan haber alamadıklarını, annesi ve kardeşleri ile yengesinin köyüne sığındıklarını ancak jandarmanın oraya da geldiğini, kadın erkek hepsini toplayıp palu'ya götürdüklerini, erkekleri kesip nehre attıklarını, nehrin günlerce kan aktığını ve sonra sürgün yolunu anlattı.

erkeklerin götürüldüğü günün akşamında, köy birtakım adamlarca basıldı. bu adamlar, köyün güzel, genç kızlarını, kadınlarını kaçırdılar. kaçırılanlardan ertesi gün ve öbür günler haber alınamadı.

köye döndüklerinde, evlerinin yağmalandığını gördüler. evleri, hiç vakit kaybetmeyen civardaki müslüman köylülerce yağmalanmış, yatak-yorganları dahi götürülmüştü.

jandarma tekrar köye geldi ve köyde kalan bütün nüfusun, yatalak kadınlar dahil olmak üzere sürgüne gönderileceğini söyledi ve hemen toplanmalarını emretti. işte bundan sonra o uzun, acılı ölüm yürüyüşü başladı.

ölüm yürüyüşü.. yol boyunca yaşlılar, hastalar, yürüyemeyenler, süngülenip oracıkta, açıkta bırakıldılar. dağ başlarında kurda kuşa yem edildiler.

ölülerden korkmayın çocuklar, onlar bir kötülük yapamazlar. kötülük yaşayandan gelir, ölülerden değil.

çermik'te yaşayan ermenileri öldürüp dipsiz kuyuya atmışlar. çermik'le çüngüş arasında, düden derler, dipsiz bir su vardı. ermenileri, kafalarını kestikten sonra düden'e atmışlar.

ölüm yürüyüşünü, koca aileden sadece iki kadın sağ olarak bitirebilmiş, ölüm yürüyüşünün sona erdiği halep'e sadece neredeyse açlıktan ölmek üzere olan iki kız kardeş varabilmişler. bunlar, isguhi ve kız kardeşi diruhi'ydi. diğerleri, yola beraber çıktıkları neneler, torunlar, kızlar, gelinler bu yürüyüşten sağ çıkamamış, cesetleri yol kenarlarında çürümeye terk edilmişti. 

12 eylül.. bazı omzu kalabalıklar, sürmekte olan sürebilsin diye bu kez kendi çocuklarını kurban seçtiler. gözü doymaz kurbanseverler, bu kez, gençliği, işkencehanelerinde sürüm sürüm süründürdüler; ama yine de içleri soğumadı.

ver elini çekelek
ben senden küselek
üç gün gittin ling linge
ben de senden küs linge
küs lingeye, bas linge

"o günler gitsin, bir daha geri gelmesin."

gün geçmiş devran dönmüş bir gün erzincan depremi olmuş, depremde taş üstünde taş kalmamış. binlerce insan ölmüş. işte o zaman müslümanlar birbirlerine demişler ki: "ermenilerin ahı tuttu."

dersim dört dağ içinde
gülüm bardağ içinde
dersimi hak saklasın
bir yarim var içinde

anneanneme ve benzerlerine, halk arasında "kılıç artığı" dendiğini söyledi. birinden söz edilirken, "o da kılıç artığıdır." dendiğini. kanımın donduğunu hissettim.

"tanrım, bu ne acı yazgıydı? biz burada richard olmuşuz; deborah olmuşuz. nancy, sylvia olmuşuz, virginia olmuşuz. o da orada kalmış. fethiye olmuş, mahmut olmuş ve 1915 yılı bir kez daha tüm korkunçluğu ile çökmüştü ailemizin tepesine."