18.5.12

toplum sözleşmesi

jean-jacques rousseau

bir tanrılar ulusu olsaydı, demokrasi ile yönetilirdi. böylesi olgun bir yönetim insanların harcı değil.

gerçek demokrasi hiçbir zaman var olmamıştır ve olmayacaktır. çoğunluğun yönetmesi ve azınlığın yönetilmesi doğal düzene aykırıdır.

halkla hükümet arasında uzaklık ne kadar artarsa, vergiler de o ölçüde ağırlaşır. bundan ötürü halk, demokrasilerde en hafif vergi yükü altındadır; aristokraside daha ağır, monarşideyse en ağır yükü taşır.

rousseau'ya göre, doğa yasaları gereğince yaşayan insanlar özgür ve eşittirler; toplum düzenine geçince bu mutluluğu yitirmişlerdir. insanların başına gelen belaların başlıcası mal mülk tutkusundan doğmuştur. ayrıca, bir avuç güçlü insanın başkalarını buyruk altına almasıyla da insanlar arasında kölelik-efendilik ilişkileri çıkmıştır ortaya.

hükümet, yurttaşlarla egemen varlığın karşılıklı ilişkilerini sağlamak amacıyla aralarında kurulmuş, gerek yasaları yürütmek, gerek toplum özgürlüğünü sürdürmekle görevli, aracı bir bütündür.

insan özgür doğar; oysa her yerde zincire vurulmuştur.

ne olursa olsun, bir ulus kendine temsilciler seçer seçmez, özgürlüğünü de, varlığını da yitirmiş olur.

halkın görüş ve düşünüşünü yükseltin; ahlakı, töreleri kendiliğinden arınır. insan her zaman güzel olanı ya da güzel bulduğunu sever; ama asıl güzel üstüne verdiği yargıda aldanır.

krallık gücünü zorla ele geçirene tiran, egemen gücü zorbalık ve düzenle kendine mal edene de despot denir. tiran, yasalara göre yönetme hakkını yasalara aykırı olarak kendine mal eden kişidir. despot ise, kendini yasaların üstüne çıkaran kişidir. tiran despot olabilir; despot ise her zaman tirandır.

insanın ilk uyacağı yasa varlığını korumak, yapacağı ilk şey de kendine borçlu olduğu özeni göstermektir.

romalılar yasalarına en az aykırı davranmış bir ulustur; hiçbir ulus onlarınki kadar iyi ve yetkin yasalar koymuş değildir.

kölelik ve hak çelişmeli sözlerdir; birinin bulunduğu yerde öteki bulunmaz. ister iki adam için, ister bir adamla bir ulus için söylenmiş olsun, şu sözler her zaman anlamsız kalacaktır: "seninle öyle bir sözleşme yapacağım ki, hep benim iyiliğime ve senin zararına olacak; keyfim istediği sürece ben uyacağım, yine keyfim istediği sürece sen uyacaksın."

insanın toplum sözleşmesiyle yitirdiği şey, doğal özgürlüğü ile isteyip elde edebileceği şeyler üzerindeki sınırsız bir haktır. kazandığı şeyse, toplumsal özgürlükle, elindeki şeylerin sahipliğidir.

insanlar güç ve zeka bakımından eşit olmasalar da sözleşme ve hak hukuk yoluyla eşit olurlar. kötü yönetimlerde bu eşitlik yalnız görünüşte kalır ve aldatıcıdır; yoksulu yoksulluğunda, varlıklıyı da zorbaca ve kurnazca hazıra konuşunda alıkoymaktan başka bir işe yaramaz. gerçekte, yasa her zaman malı mülkü olana yararlı, olmayanlara zararlıdır. bunun sonucu olarak, toplum hali insanlar için, hepsinin bir şeyleri olması ve hiçbirinin gereğinden çok şeyi olmaması halinde yararlı olur.

iyi yönetilen bir devlette cezalar azdır.

montesquieu: toplumların ilk günlerinde cumhuriyetin başları kurumları kurar; sonra da kurumlar başları yetiştirir.

iyi yasaları hoş karşılamayacak nice ulus bu dünyada parlamıştır; hoş karşılayacak olanlarınsa, bütün ömürleri boyunca parlamaya yetecek vakitleri pek olmamıştır.

her politik bütünün güç bakımından aşamayacağı en yüksek bir nokta vardır ve çoğu kez büyüye büyüye bu noktadan uzaklaşır. toplum bağı yayıldığı ölçüde gevşer. genel olarak küçük bir devlet, büyüğe oranla daha güçlüdür.

özgürlük her iklimde yetişen bir meyve değildir; onun için her ulus ulaşamaz ona.

marquis d'argenson: cumhuriyette herkes başkalarına zarar vermeyen şeyleri yapmakta tamamen özgürdür.