11.4.12

six feet under

bir zamanlar çok bilge biri, "her gün dans etmeliyiz. sadece zihnimizde olsa bile." demiş.

ayrılıklar her zaman kanlı ve küçük düşürücü olur. bir hiçmişsin, çöpmüşsün gibi fırlatılır atılırsın. sonra herkesin içinde, iç organların sarkmış bir halde sürünürsün, otobüste tanımadığın kişilere ağlarsın.

sevdiğiniz birini kaybettiğinizde kendinizden bir parçayı kaybetmiş olursunuz. o kişiyle bir hayatı paylaştığınız için, zaman zaman kendinizi kaybolmuş hissetmeniz doğaldır.

iyi adamlar asla bir daha aramaz.

ne çok ilginç biliyor musun? eğer eşin ölürse, sana "dul" diyorlar. eğer bir çocuk ailesini kaybederse, ona "yetim" diyorlar. ama çocuğunu kaybeden birine ne denir? sanırım bu, bir ismi hak etmeyecek kadar korkunç bir şey.

insanlar genelde göründükleri gibi değildir.

bir bebekle yaşıyorsanız dünyayı yepyeni bir şekilde görüyorsunuz. o kadar saf, bozulmamış ki. bu bir ayrıcalık.

bebek doğduğunda genelde babasına benzer; ki bu, doğanın babalık duygusunu kurmasıdır.