16.4.12

şiddetin mitolojisi

veysel atayman

televizyon toplumu, şiddetin kaynağıdır.

bir öykünün kötü insanları çoğu zaman dürüst, iyi insanlardan çok daha ilginç gelmektedir seyirciye/okura.

psikiyatri bize, bilinç dışının vicdan tanımadığını öğretiyor.

her insan içinde öteki yabancı, hasta benini de taşımaktadır.

bilinçaltımızda, (sosyal/dış) çevreyi algılayışımıza etkiyen, kendimizi sürekli bir tehdit altında hissetme durumu vardır.

kötü ruhların dünyası doğrusal ve dikdörtgendir.

insanın kendini kişi olarak, özgür bir birey olarak bu totaliter toplumlarda geliştirme imkanı bulunmamaktadır.

şiddet, modern toplumun hayal kırıklıklarından ve duygusal soğukluğundan doğar.

aşk gider, davranış kalır.

travis'in bakışları donuk, ölü ve cahil bir bilincin yansısını taşır. onu dünyadan tecrit eden taksinin dışındayken çaresiz, ne yapacağını bilmez haldedir. dışarıda saçmalar sanki her an. ırkçı eğilimleri vardır.

bir kanlı katilin bir halk kahramanına dönüşmesi ancak tutuculuğun, gelenekselciliğin, aşırı milliyetçiliğin topluma egemen olduğu ülkelerde olabilir.

amerikan toplumunda şeytani, kötü şöhret; aydın olmaktan çok daha ulaşılmaya değer bir düzey olarak algılanmaktadır. kültürümüz bize, bilim adamlarını kimsenin tanımadığını öğretmektedir. billy the kid ise onlardan ünlüdür.

filmde bir fanatik, tişörtünün üzerine "beni öldür, mickey" yazdırmıştır. halkın katil idollerini nasıl sapkın bir ruhla yücelttiğinin göstergesidir bu herhalde.

hayatta olsun, tarihte olsun, her defasında hegel'in o, ben ile dünya arasındaki mutsuz bilincine gelip dayanıyoruz. dünyaya gitmeye kalkınca, ben'i kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorum; kendimi kendi üzerime geri çekersem, bu sefer de dünyanın avcumun içinden kayma olasılığı var.

nesneye o kadar yakınız ki, onun hakiki biçimini, sahici karakterini fark etmekte güçlük çekeriz.

görünürde tamlığın, bütünlüğün yitimi bir tamlık oluşturma stratejisiyle telafi edilir. hiçbir şeyi bir bütün ve tam olarak kavrayamadığımız için, bütünün en azından tüm ayrıntılarını kavramaya çalışırız. bundan ötürü de post modern filmlerde koleksiyonlara, birikimlere, sayı oyunlarına, sistemlere, kataloğumsu yol gösterici tekniklere büyük bir sempati görürüz.

filmin dişi kahramanı lula da sıradan, hiçbir özelliği olmayan biridir. bu yüzden de göze batıcı, abartılı çıkışlardan, pozlardan, tepkilerden oluşur onun hayatı.

geleneksel türde seyirci polislerin vurulup devrilmelerine alıştırılmıştır.

bağlı polisin çevresinde dans edip duran bay blonde'un bu ilkel cemaatlere özgü işkence töreninde, şiddetin ilkelliğine ve patojen kaynağına vurgu yapar.

gerçeklik duygusunun zedelenmemesi için devamlılık, süreklilik izlenimi şarttır.

günahkar dişinin sosyal düzene çekilip kurtarılması düzenin yeniden tesisinin tamamlayıcı adımıdır.

sözlü/yazılı dil, görüntüye hep yenilmiştir, yenilecektir.

travis bickle: tamamen yalıtılmış bir şekilde yaşadığım duygusunu taşıyordum. amaçsız, hedefsiz, sahici görevlerden yoksun; sadece kendi üzerimde yoğunlaşmış biri olarak bütün hayatım boyunca yalnızdım. her yerde: meyhanelerde, arabada, sokakta, dükkanlarda, her yerde. yalnızlıktan kaçış yoktur. ben tanrı'nın en yalnız adamıyım.