25.2.12

dizeler

goethe



inan ki, akıllılık dedikleri, çoğu zaman
önünü göremeyen bir kendini beğenmişliktir

kızlar büyük bir ilgi gösterirler
birinin geleneğe uygun olarak
dindar ve yalın bir yapıda olmasına
çünkü bu konuda boyun eğiyorsa
bize de boyun eğer diye düşünürler

esaslı bir etki elde etmek
ancak en iyi gereçlerle mümkündür

çoğumuzun bilmeden yaşadığı bir yaşamdır bu

tamamlanmış kişilikler bir şey beğenmez
oluş içindekilerse hep kanarlar

denildiği gibi yaşlılık çocuklaştırmaz
bizi gerçek birer çocuk olarak bulur

bir şeyler bilen o azınlık
taşan yüreklerini susturamayıp
ayaktakımına duygularını ve gördüklerini
açıklamaya kalkan o aptallar
ezelden beri çarmıha gerilip yakıldı

tinimiz her neyi doğuruyorsa yüce güzelliklerden
yabancı bir tarzda, hep yabancı maddeler karışır
iyiliğe eriştiğimizde bu dünyada, bir de bakarız ki
yanılsama ve deliliktir bunlar aslında
bize dirilik veren o yüce duygular
donup kalırlar dünyanın karmaşasında

mucize, en sevdiği çocuğudur inancın

insanların anlamadıklarıyla
alay etmelerine alışığız
ve homurdanmalarına
erişemedikleri
iyi ve güzelin karşısında

tatlı, tanıdık bir ses
korkunç duygulardan arta kalanı
sevinçli zamanların vaadiyle
kandırdıysa da
ruhu kuşatan tuzak ve kandırmacaları
ve onu kör ederek, yaltaklanarak
bu yas dolu mağarada tutsak eden
bütün güçleri kahrediyorum
ruhun içine sarıldığı
kendi beğenmişliği kahrolsun
duyularımızı bırakmayan görünüşün
körleştiriciliği kahrolsun
kahrolsun düşlerin ikiyüzlülüğü
ünümüz ve adımızın sözde kalıcılığı
kahrolsun yaltaklanan mal ve mülk
kadın, çocuk, hizmetçi ve kul
kahrolsun, hazineler vaat ederek
akılalmaz şeyler yaptıran
ya da tembel bir zevk için
yastığımızı hazırlayan para tanrısı
üzümlerin uyuşturan sıvısı kahrolsun
en yüksek aşk, umut, inanç
her şeyden önce sabır kahrolsun

başına
kıvırcık saçlı bir peruk da taksan
ayağını
kaidelerle arşın arşın yükseltsen de
her kimsen hep o olursun

kuramlarla uğraşan bir herif
kötü bir ruhun kurak bir çayırda
dolaştırdığı bir hayvan gibidir
çevrede güzelim yeşil otlaklar dururken

iyi şeyler çoğu zaman uzağımızdadır

illa ki haklı çıkmak isteyen
ağzı laf yaptığı sürece
mutlaka haklı çıkacaktır

bir atasözü der ki
kendine ait bir ocak
ve iyi bir kadın
altın ve incilere bedeldir

evliliğin altın olması
elli yıl gerektirir
ama olmaması kavganın
altının ta kendisidir

yarat, ey sanatçı! konuşma
bir soluk olsun şiirin yalnızca

yoktur şu gökyüzünün altında
siz tanrılardan daha yoksul olanı
büyüklüğünüzün acınası besinleridir
aldığınız kurbanlar
ve duaların solukları
ve ölürdünüz açlıktan
eğer umut peşinde olmasaydılar
delilerle çocuklar

ne olurdum ben sensiz
ey dostum olan okuyucu
tüm duygularım bir iç konuşma
tüm sevincim de sessiz bir yankılanma

camları resimlenmiş pencerelerdir şiirler

kendini toplamak zorundadır isteyen büyük şeyleri
kendini sınırlayabilmekle belli olur ustanın hüneri
ve ancak kurallarla ulaşabilir bize özgürlüğün sesi

çocukken içine kapalı ve inatçı
delikanlıyken cüretkar ve gösteriş meraklısı
yetişkin adamken eylem yanlısı
yaşlıyken düşüncesiz ve tutaraklı
şöyle olacak senin mezarının yazıtı:
buradaki de herkes gibi bir insandı

insan erişmek istemez en büyük olana
kıskançlığı sadece kendi gibi olanlara yöneliktir
kıskançların en kötüsü ise dünyada
herkesi kendisiyle eşit bilendir

çok görkemli bir yazgıymış gözükür insanın yaşamı
ne kadar hoştur günler ve geceler ne kadar tatlı
ve bizler kök salmışızdır bu cennetin zevkine
ama yükseklerde parlayan güneşin daha tadına varmazdan önce
başlar karmakarışık bir çaba savaşmaya
bazen kendi kendimizle, bazen de dışımızla
asla tamamlamaz biri ötekini yeterince
dışımız karanlıktır ışıklar yanarken içimizde
parlak bir dış görünüş maskeler bulanık bakışlarımı
ve tam yakınken, insan göremez olur şansını

işte burada dinlenmekte yürek ve hiçbir şey bozamaz asla
en derinde yatan anlamı, ona ait olmanın anlamını

acılara gebedir tutkular! kim yatıştırabilir
çok şeyler yitirmiş bir yüreğin ürkekliğini

insanoğlunun göğsünde hep sonsuz bir çekişmenin
kaynağı, en dingin yuvaların bile yıkıcısı, akma eğilimindedir

kadınların en güzeli için
daha çok değer savaşmaya
servetler için savaşmaktan

gerçekten böyledir insanoğlunun yazgısı
en önemsiz kişiyi bile yüceltir küçük görmek ölümü
savaş alanında görkemle durur bir uşak, bir kralın yanında bile
yeryüzü, bir ev kadınının ününü dahi yayacak güçtedir

evet, işte böyle değerlendirir insanoğlu kutsal bir emanet olarak hayatı
o hayata en az değer verenleri en saygın kişiler yerine koyarak
kimi erdemler vardır, yüce bilgeliklerin ürünüdür
kimileri de sadakate, görev duygusuna ve her şeyi kapsayan aşka dairdir
ama bu erdemlerden hiçbiri onurlandırılmaz insanlarca
ölümden kaçmak yerine, ölüm tanrıçası keres'e bile cesaretle
karşı çıkarak onu savaşa çağıran duygu kadar
gelecekteki kuşakların gözünde yüceltilen ise, utanca katlanmaktansa
kararlı bir tutumla keskin kılıcı kırılgan bedenine çeviren kişidir
ün, karşı koyamadan gider onun peşinden ve çaresizliğin elinden
alır o kişi solması olanaksız zaferin görkemli tacını

ne zaman parçalayabilir ne de herhangi bir güç
yaşayarak kendini geliştiren belirlenmiş biçimi

halk ve hizmetçi ve ermiş kişi
her zaman teslim ederler ki
yeryüzü çocuklarının en yüce mutluluğu
sadece insanın kendi kişiliği

düşmanlarından ne yakınırsın
senin olduğun gibi oluşunu
sessizce, sonsuz bir suçlama olarak gören
dostların gibi mi olsalardı

etkili olamıyorsan, her şey ruhsuz kalıyorsa, kendini üzme
bataklığa düşen bir taş halkalar oluşturmaz

bana yaşam bağışlanıncaya dek
beklediysem olmak için
henüz yeryüzünde değildim
kavrayabildiğiniz gibi
görseniz, nasıl tavır aldıklarını
kendileri biraz ışısınlar diye
beni yadsımaya hazır olanların

bir altın ortanın dostu olan herkes
uzak tutar kendini hem köhneliğinden barakanın
hem de akıllıysa eğer
kıskanılası parıltısından sarayın
tepedeki ladin, rüzgarın en sertiyle devrilir
dağın zirvesi karşılaşır yıldırımla ilk önce
yüksek kuleler çöktüklerinde neden olurlar en büyük yıkıma

başkalarını onurlandırdığımızda
kendimizi soysuzlaştırmak zorundayız