8.2.12

bağdat'ta ölüm: hallac-ı mansur

wolfgang günter lerch

söylentiler yalnızca halkın ön yargılarının birer yansımasıdır.

kim tanrıyı sever ve ona kavuşmak isterse, bir bebeğin annesinin memesine sarıldığı gibi bu dünya nimetlerine sarılamaz. onlardan vazgeçmek zorundadır. dünya nimetlerine karşı daima mesafeli davranmalı ve kendisini manevi olarak bu dünyadan ayıracak bir ilişki biçimi geliştirmelidir. dünya nimetlerinden vazgeçmek elbette ki onları aşağılamak anlamına gelmez; sadece onları ait oldukları yere koymak demektir.

ancak hür düşünceli insanlar kafa yorabilirler. özellikle de işbirlikçilik veya direniş arasında seçim yapmaktan başka üçüncü bir alternatif bulunmayan bir ülkede.

bilgisizlik ve hakimiyetsizlik bizi karanlığa sürükler. karanlıkta etrafını göremeyen bir insan nasıl sağını ve solunu, yukarısını ve aşağısını bilemez, amaçsızca etrafta dolanıp durursa, aynası bulanıklaşan karanlık bir ruh da vücudun içinde aynı şekilde amaçsızca oradan oraya gidip durur.

ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.

aşk, diye düşünüyordu hallac, insanların konuştuğu dillerin en boş; fakat aynı zamanda en tanımlanamaz sözcüklerinden biri olmalıydı.

dünyadaki karanlık ya da başka bir deyişle kötülük, yaratılış gerçeğinde değil, insanın içinde bulunmaktadır.

kutsal kitapta dünyanın tanrı tarafından yaratıldığını okur; fakat ona öte dünyanın, gelip geçiciliğin gözleriyle bakarız. bu bakış bize dünyanın bir mahluk olduğunu gösterir; onun değersizliğini veya kötü yapısını değil.

insanın kalbi karanlıktır ve onları iyiliğe açmak çok güçtür.

"bütünümle bütün sevgini sardım
sanki içimdesin, ey mukaddesim
yönelir de kalbim bazen gayrına
korkuyla titrerim, tutulur sesim
ürpererek yine dönerim sana
anlarım: sen yoksan kimsesiz kaldım
şimdi ben uzakta, yapayalnızım
hayat mahpesinde bitmiyor sızım
yüce mevla, şudur senden niyazım
bu hapisten çağır beni yanına"

dini hukuk okulları arasındaki huzursuzluk, ancak fakirlik ve sefalet içinde bulunanların da dikkate alınması ve dinlenmesi durumunda sona erebilir. fakat tüm dünyadan gelen malları büyük karlar karşılığında satan siz tacirler, bunu anlamakta güçlük çekebilirsiniz.

ruhun bilgiye ve gerçeğe olan açlığının sonu asla gelmez ve hiçbir şey onu tatmin edemez.

"kainat büyük bir insandır ve insan küçük bir kainattır."

insan seçimini kendi yapmak zorundadır ve yapmak zorundadır.

insan hakları için mücadele etmenin en iyi yolu, sonunda geri alınması gereken yalan yanlış hikayelerden mümkün olduğu kadar kaçınmaktır.

"merak, aklı canlandıran kudretli bir güçtür."

polis müdürü her türlü nezaket kuralına harfiyen uyuyor; fakat isteksizliği, yüzünden okunuyordu. görünüşe göre bu adam islami bir cumhuriyette bile eşine az rastlanır bir yobazdı. neredeyse her cümlesine "bismillah" diyerek başlıyor ve "inşallah" çekerek bitiriyordu. bu tür kalıplar, din kurumunu feodal bir kalıntı olarak gören ve devrimden sonra nasıl davranacaklarını bilemeyen kesimler tarafından sıkça kullanılır olmuştu.

sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.

insan ruhu aslında hayal bile edemeyeceği şeyleri yapmaya kadirdir.

yaşamak için pek az günü kalmış olan hallac'ın yanına yaklaştım. o bu esnada sabah namazını kılıyordu. ikinci rekatı da kıldıktan sonra şöyle dedi: "burada gördüğün gerçek ibadet değildir. gerçek ibadetin ne olduğunu üç gün sonra göreceksin." celladın kendisiyle ne yapmak niyetinde olduğunu gayet iyi biliyordu.

bağdat şehri, işkence gören adamın çığlıklarıyla uzun süre çınlayacaktı. sadece uzun süredir birlikte olduğu ruhsal varlığın duyabileceği sessiz çığlıklar.