13.2.12

ahmak, alık, aptal ve kafasız

umberto eco / jean-claude carriere

umberto eco: kitaplarımdan birinde, ahmak, alık ve kafasız arasında bir ayrım yaptım. alık bizi ilgilendirmiyor. o, kaşığı ağzına götüreceğine alnına götürendir; ona söylediğiniz şeyi anlamayandır. onun durumu anlaşılmıştır. ahmaklıksa, toplumsal bir niteliktir; başka türlü bile adlandırabilirsiniz; çünkü bazılarına göre "kafasız" ve "ahmak" aynı şeydir. ahmak, belirli bir anda söylememesi gereken şeyi söyleyendir. istemeden gaflar yapandır. kafasız farklıdır, onun kusuru toplumsal değil mantıksaldır. ilk bakışta, doğru dürüst akılyürüttüğü izlenimine kapılırsınız. yolunda gitmeyen bir şey olduğunu ilk anda anlamak zordur. bu yüzden de tehlikelidir.

kafasız şöyle diyecektir: "pire'nin bütün sakinleri atinalıdır. bütün atinalılar yunan'dır. demek ki bütün yunanlar pire'de oturur." bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenirsiniz; çünkü mesela spartalı olan yunanlar olduğunu bilirsiniz. fakat nerede ve nasıl yanıldığınızı göstermekten acizsinizdir. formel mantığın bütün kurallarını bilmeniz gerekir.

jean-claude carriere: bana göre, kafasız, yanılmakla yetinmez. hatasını yüksek sesle, bağırarak öne sürer, ilan eder, herkes onu duysun ister. öyle ki, kafasızlığın nasıl da borazan gibi öttüğünü görmek insanı şaşkına çevirir. "artık güvenilir kaynaklardan biliyoruz ki.." ve bunu müthiş bir salaklık izler.

umberto eco: sıradan, alelade bir hakikati ısrarla haykıra haykıra söylerseniz, hemen bir kafasızlığa dönüşür.

jean-claude carriere: flaubert, aptallığın yargıya varmak, sonuca bağlamayı istemek olduğunu söyler. ahmak tartışmaya yer vermeyen kesin çözümlere kendiliğinden ulaşmak ister. bir meseleyi bir daha açılmamak üzere kapatmayı ister. ama bir toplum tarafından çoğu zaman bir hakikat olarak algılanan bu aptallık, tarihe yeterli mesafede duran bizler için son derece öğreticidir. öğrenimimizi güzelliğin ve zekanın tarihiyle sınırlarız; daha doğrusu başkaları öğrenimimizi bunlarla sınırlar; oysa bu iki unsur insan etkinliğinin çok çok küçük bir bölümünü teşkil eder.

umberto eco: aptallığa gelince; kafasızlıkla aynı şey değil gibi geliyor bana. kafasızlığı idare etmenin, yönetmenin bir yolu daha ziyade.

jean-claude carriere: aklıma başka bir alıntı geldi: "ben iyi bir aileden değilim; çocuklarımsa iyi bir aileden." bu sözleri eden kişi mizahçı değilse, en azından halinden memnun bir ahmak.

umberto eco: ahmak, daima bilir bilmez konuşur.

jean-claude carriere: aptallık genelde hataya yatkındır.

umberto eco: aptallık, kafasızlığı kibirle ve sebatla idare etmenin, yönetmenin bir şeklidir.

umberto eco: ahmaklığın kendini gösterdiği bir vaka da, joyce'un mister skeffington'la yapılan bir konuşmayı aktarmasıdır: "erkek kardeşinizin öldüğünü duydum" der skeffington. "üstelik daha 10 yaşındaydı" derler. skeffington şu karşılığı verir: "gene de acı verici."

umberto eco: hakikate aykırı, yanlış olan ille de kafasızlığın ya da ahmaklığın ifadesi değildir. düpedüz bir hatadır sadece. ptolemaios dünya'nın hareketsiz olduğuna olanca iyi niyetiyle inanıyordu. bilimsel bilginin eksikliği yüzünden bir hata işlemişti. hatayı her zaman iyi niyetle işleriz. onun için de hata insanlık tarihini kateder.

jean-claude carriere: bechtel ile ben, büyük bir hırsla, yalnızca çok kötü kitaplar okuduğumuz uzun bir dönem geçirdik. kütüphane kataloglarını didik didik ediyor ve bazı başlıkları okuyunca bizi bekleyen hazineyi canlandırıyorduk kafamızda. listenizde, "velespitin ahlak üzerindeki etkisi" diye bir başlık görünce, zengin bir damar bulduğunuza emin olabilirsiniz.

"aptallık sözlüğü"nde yayımlanmış bir mektuptan alıntı yapayım; o zaman niye böyle dediğimi hemen anlayacaksınız. bu mektubu "havari misyonları dergisi"nde bulduk -evet, bunu bile okuduk-. bir papaz, kendisine mucizevi bir suyu ulaştırdığı için muhatabına teşekkür ediyor, bu su "hasta"nın üstünde çok olumlu bir etki yapmış ama onun bundan "haberi yokmuş." "hasta bir şeyden şüphelenmeden suyu 9 gün boyunca içirdim; 4 yıldır hayatla ölüm arasında gidip gelmiş, gene 4 yıl boyunca umut kırıcı bir inatla ve ürpertici küfürlerle bana direnmiş olan bu adam, 9 gün süren dualarının ardından, beklenmedik olduğu için daha da teselli veren merhamet duyguları içinde usulca can verdi."

umberto eco: bu papazın alık mı, kafasız mı yoksa ahmak mı olduğuna karar vermekte çektiğimiz zorluk, bu kategorilerin ideal tipler olmasından kaynaklanıyor. ne var ki çoğu zaman, aynı insanda bu üç tavrın bir karışımını buluruz. gerçeklik bu tiplojiden çok daha karmaşık.

jean-claude carriere: saçma bir şey söylemenin eşiğindeyizdir hep.

umberto eco: galiba, az çok farklı şekilde, aslında aynı dalga boyundayız. ömrümüz boyunca, insanlığın büyük meziyetlerini kendimize iş edindik. insan kendine özgür bir şekilde olağandışı bir varlıktır. ateşi keşfetti, şehirler inşa etti, muhteşem şiirler yazdı, dünyaya çeşitli yorumlar getirdi, mitolojik imgeler yarattı. fakat aynı zamanda, hemcinslerine savaş açmaktan, yanılgıya düşmekten, çevresini yok etmekten bir türlü vazgeçmedi. terazinin bir kefesine yüksek zihinsel meziyeti, öbür kefesine bayağı salaklığı koyduğunuzda terazi neredeyse dengede kalır. dolayısıyla, aptallıktan bahsetmeye karar vermekle, bu yari dahi yarı ahmak yaratığa saygılarımızı sunuyoruz bir anlamda. ve ölüme yaklaşır yaklaşmaz, salaklığın meziyete üstün geldiğini düşünmeye başlıyoruz. insanın kendini avutmasının en iyi yolu bu elbette. tesisatçının biri banyomdaki sızıntıyı tamir edip benden fazla para alırsa ve o gittikten sonra sızıntının aynen devam ettiğini görürsek, karıma şöyle diyerek avuturum kendimi: "alığın teki; yoksa sızıntı yapan banyoları, hem de bu kadar kötü tamir etmezdi. bologna üniversitesi'nde göstergebilim profesörü olurdu."

jean-claude carriere: aptallığı incelerken keşfedilen ilk şey, kendimizin de bir ahmak olduğudur. elbette. başkalarını ahmak yerine koyup işin içinden cezasız sıyrılamazsınız; aptallıklarının aslında bize tuttukları bir ayna olduğunun farkına varırsınız çünkü. kalıcı bir ayna, kesin ve sadık.

umberto eco: salağın teki size öbür herkesin salak olduğunu söylerse, onun bir salak olması, size belki de hakikati söylemesine engel teşkil etmez. eğer öbür herkesin "kendisi gibi" salak olduğunu eklerse, işte o zaman zekasını kanıtlamış olur. demek ki salak değildir. çünkü öbürleri, ömürlerini salak olduklarını unutturmakla geçirir.

jean-claude carriere: saçma sapan sözler söylemeyi ve deliliği aptallıktan ayırt etmek çok zordur.