15.1.12

dizeler

lale müldür



oranj değilim ben, yasın belirtisiyim
morum, safranım belki ama oranj değilim
mutluluk çıkmaz benden
benim turunçgillerim yapraklarını ağlar
yine de senin için tuhaf şövalyem
incelikli zulmün için
kalbimin morluklarını unutup
oranj olmayı deneyebilirim

bazen varolmak için ölmek gerekir

ağlamayacaksın ağlamayacaksın
kalbindeki kor parçasını
buzmuş gibi söküp atacaksın
ve bir daha asla asla
bir erkeğe ne kadar
masum görünüşlü de olsa
inanmayacaksın

aşk, yüksek acılar baronu
senin yüzünden asla acısız haz
duyamıyoruz sonsuza dek
nereden ve nasıl olursa
bir kılıç düşüyor ansızın aramıza

beyaz bir zakkumun üstündeki
çiy damlası
bana öyle geliyorsun sen
ne önemi var boşver
hayatımı senin yanında örgü örerek geçirebilirim ben
buna inanmıyor hiç kimse kendim bile
bunu yapamaz mıydım sanıyorsun

senin yanında uyumama şaşıyorsun
herkesin yanında uyurum
uyuyamayacak kadar heyecan verecek kim var ki

ego kırılacak
beden kırılacak
kalp kırılacak
her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
yeni bir başlangıç olsun

bu dünyayı aşağılık buluyorsan
kendine uzak bakışlı bir herif ara

gösterinin bugünkü başlıca özelliği
kendi çözülüşüne dikkat çekmektir

sen hangi dindensin dara
ben istanbulluyum

isa isimli bir polis arkadaşım vardı
o iyi bir insandı da gerisinden emin değilim
olmasalar daha iyi gibi geliyor bana
"güzellik, katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcıdır."

mizah, öznenin kalktığı ve giriş nesnesinin çıktığı yerdir.

ölüm, iç yaşamın kayboluşudur

ölmeyen tek şey yaşamdır
ve ölüm
ölüm, iç yaşamın kayboluş anıdır

içimdeki her kara tohum bir kitap
bilgeliği arayan bilgelik

"mükemmel varlığı kusurlu varlık yoluyla bulmamız gerekir."

kim ki dünyayı tanımış oldu
ancak bir kadavra bulmuş oldu
ve bir at-avrat bulmuş olan da
dünyadan üstündür

yabancılaştığımız tek topraklarda mıdır gerçek umut

hayat boşunalıktır saçma kelimeler ve ziller arasında

git şimdi
umut, akıl çelen fahişe

seni yatıracağım ellerimde
bir ıhlamur yaprağı gibi
seni yatıracağım göğüslerimde
menekşeler gibi
seni yatıracağım gözlerimde
bir yağmur suyu gibi

biliyor musun bir şey oluyor burada
garip bir şey
bulanık bir suda yok oluş gibi
gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve beni kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda

özgürlük, tiranın ismini unutmaktır 

gece uzun ve serindi
gece sıcak ve kısaydı
asfaltlar ıslaktı
ama gece uzun ve sıcaktı
böyle sürdüremem
birimizin anlaması gerek

bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir

"dünyayı en iyi melankolikler okur."

içimizde dönen yıldızlara bakıp sessizce
düşlerin kışını ciğerlerimize dolduruyoruz
hep yarıda kalan dostluklar sürdürüyoruz
çekiciliğini kararsızlıktan alır sonu varlığımız
uzayda acının sonsuz titreşimlerini yayan
bir yıldızdır kahkahamız

kim tanrının görkemine kafa yormak istiyorsa
hareketsiz duran bir kırmızı güle bakmalıdır

yok istemem uzaklaş, uzaklaş benden
yok öyle bir yer işte
evimde yok senin kanatların için bir yer

her melek zalimdir

buz görünmeden önce buzlu yerlerden ufka
akseden ışığı hissediyoruz yalnızca
bir şey olacak biliyorum ama ne
daha az parçalanmış bir dünyada söylenebilirdi belki

bir insanın diğerine verebilecek
en güzel hediyesi yaşamıdır

kafka der ki insan giz'i çözdüğü zaman
her şey değişecekmiş sanır ama
hiçbir şey değişmez
yaşam olanca sıradanlığıyla devam eder

sonuç olarak her güzel söz
doğanın yanında hafif kalıyor

aşk likid korku dolu bir kadehtir

bir bakış yeter mi
benim tutkuya, dostluğa olan
inancımı geri getirmeye
o eski güzel günlerde kaldı

ben sizin bende görmek
istediğiniz biçimlerin
arasına koyduğunuz mesafeyim

insan ne zavallıdır
duymaz orman ve ışık melodilerini
kibir örter gözlerini
mırıldanır sonsuzluk vehmini
şatolar, evler kurar sonsuza dek
kalacakmış gibi

bir gün
tüm eski elbiselerimizi
akarsuya bırakıp
güneşin doğduğu yere gideceğiz

sonra birtakım güzellikler sustuk
ve daha fazla saçmalamamaya çalışarak
yağmurdan ve atlardan konuştuk

sana tıklım tıklım
bir sinema çadırının
soluk alıp verişini
getiriyorum
bir çocuğun
atlıkarınca gözlerini
bir soytarının
bütün oyunlarını sergiliyorum
aşağılaman için

biliyorum çok acı
çektireceksin bana yeniden
yine belki yüreğim
andıracak bir yasevini
ki ben de bırakıp
bütün kentleri
başımı bir kıyıya yaslarım belki

ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir

olgun düşünceleri boşuna aramayın
bu çağın rüzgarı her şeyi ham bırakır
okul akla özgürlük verir ama
düşünceleri dengesiz ve düzensiz bırakır

doğa sizden intikam alıyor fark etmeyiniz siz hala doğayı seviyorum
demeyi bir şey sayınız ulan doğa size düşman be doğa size çoktan
arkasını döndü sabah otobüs şehrin ıssız saatlerine vardığında
o ürkütücü grilikte ağaçlar bize nasıl bakıyorlardı biliyor musunuz
sen nasıl seveceksin şimdi o ağaçları bu tuhaf çinko yağmurları
nasıl seveceksin niye böyle yapıyorlar biliyor musunuz çünkü artık
onlar da bizim ne boktan olduğumuzu anladı direniyorlar ne
direnmesi savaşıyorlar bizimle aramızda kovboylar kalsaydı
ağaçlara silahsız yaklaşmazdı ya öyle işte
gülüyorsunuz ağlamıyorsunuz

üç şairin bir araya geldiği yerde
dördüncüsü mutlaka vardır

sizde niye suçluluk duygusu var biliyor musunuz
çünkü gerçekten suçlusunuz da ondan

donmuş bir nehrim olsun isterdim
üzerinde kayıp gitmek için

ben hiçbir şey bilmiyorum aslında

kim ne anlar ise hayat denen maniden bir şey
atlar maniayı; demir ateş ile yumuşar
başımızdan ne geçti ise size prova eyledik
gören gözler provasız hatırlar

kendin bilmeyen hakk'ın bilmez
arar başkasında hata
bu bizim dünyamızda üç şey kutsal imiş
kadınlar güzel koku ve dua

gözlerin, gözlerin o kanayan yoklukta

azuma
kim olduğunu fazla düşünmedim
önceden tanıyormuşum gibi onu
yaşamış gibi gerçekten.. çok önceden
yaşatmışım onu içimde.. çocukken
çiçeklere bakarken belki
ağlarken bir balığın ölümüne
rüzgar.. çiçek.. koku
tüm bunlar ve daha birçok şey
herkesin bir azuması vardır
ama herkes üstünde durmaz onun
aramaz onu