12.12.11

kayıp hayaller kitabı

hasan ali toptaş

gençlik denen şey anlaşılması güç bir seldir; belli bir zamanı vardır akmasının, taşmasının ve durulmasının belli bir zamanı vardır.

insanların aynı şeylere baka baka artık kör olduklarını düşünürüm bazen; aralarında yaşayıp gittiğimiz halde bizi bir türlü göremediklerini, görseler bile tanıyamadıklarını ya da başka birileri zannettiklerini düşünür de hepimiz için üzülürüm. yazık derim şu insanlığa, ah ne kadar yazık..

cenneti güzel kılan aslında ele geçirilemeyişidir.

geciken hiçbir şey kendisi değildir zaten, bilirim. gelgelelim, içimdeki delikanlı bunu bilmez; hala tatlı bir hayali yaşar o, benim feri sönen gözlerimi kullanarak uyanır hala her sabah, yüzünü benim buruşuk ellerimle yıkar, sonra benim giysilerimi giyip benim ayaklarımla çarşıya iner ve orası senin burası benim demeden deli taylar gibi dolaşmaya başlar. ben de, o dolaşırken vakit geçirebilmek için kahvelere falan girerim, selam veririm yüzüme bön bön bakan birkaç kişiye, belki laf atar ya da sorular falan sorarım ama kimse bana pek yanıt vermez. hatta, önlerinde duran muşamba kaplı masalarıyla birlikte kendi gürültülerinin içinde kaybolur giderler de, sesimi bile işitmezler sanki; öylece bakarlar görmeden, öylece domino oynar, çay içer, gülüşür, çene çalar, sonra gene çay içer, gene gülüşür ve sık sık da şakalaşırlar. ben de onların arasında işte öylece, yokmuşum gibi otururum.

son diye bir şey yoktur.

insanı sonsuzluğa götürüp getiren bitimsiz sandığımız ve pekala aldandığımız bazı sevinçleri düşünüyordum sözgelimi, budalaca hareketlerden doğan sabun köpüğü neşeleri rastlantılardan yontmaya alıştığımız gülünesi mutlulukları, yokluğundan yola çıkarak abarta abarta neredeyse kutsallaştırdığımız kof doyumları ve daha birçok akla gelmedik şeyi ve şeyleri kimi zaman aydınlatıp kimi zaman karartan öteki şeyleri düşünüp bütün bunların kör bir asa sallayışından başka hiçbir anlama gelemeyeceğini kendi kendime bir kere daha tekrarlıyordum. tekrarlarken de, evin içinde gene gezinmeye başlıyordum ben; canım bir şeye fena halde sıkkınmış gibi merdiven basamaklarını gene inip çıkıyor, oda kapılarını açıp açıp gene bakıyor, sonra da hiç ummadığım bir köşede kendimi gene öyle ne yapacağımı kestiremeden aval aval dikiliyorken buluyordum.