14.11.11

masumiyet müzesi

orhan pamuk

hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.

annem yaptırdıkları apartmana "hürriyet", "inayet", "fazilet" gibi adlar verenlerin, aslında bütün hayatlarını bu değerleri çiğneyerek geçirmiş kişiler arasından çıktığını söylerdi.

ilk gençlik yıllarımda güzel ve esrarlı bulduğum kızların yanında, ancak samimi olursam huzur bulabilmek gibi bir zayıflığım vardı. 30 yaşımda bu içtenlik ve saflıktan kurtuldum zannediyordum, yanılıyormuşum.

- kurbanın neden kesildiğini biliyorsun, değil mi?
- bir gün biz cennete giderken o koyun, sırat köprüsünden bizi geçirecek.
bu, çocukların ve okumamışların yorumuydu.

bana yalan söylemeni isterdim aslında. çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler.

isa'dan 1975 güneş yılı sonra, istanbul'un merkezi olduğu balkanlar, orta doğu ve güney ve batı akdeniz topraklarında, genç kızların "bekareti", evliliğe kadar korunması gereken kıymetli bir hazine olmaya devam ediyordu.

en mutlu anı işaret ettiğimizde, onun çoktan geçmişte kaldığını, bir daha gelmeyeceğini, bu yüzden bize acı verdiğini de biliriz. bu acıyı dayanılabilir kılan tek şey, o altın andan kalma bir eşyaya sahip olmaktır. mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.

celal salik: onlar yoksulluğun, para kazanmakla unutulacak bir suç olduğunu sanacak kadar masum insanlardı.

bir insanın, başka fırsatları olmasına rağmen onları reddedip sürekli aynı kişiyle sevişmek istemesine, bu mutluluk verici duyguya "aşk" denirdi.

sigaranın o kadar sevilmesi, nikotinin gücünden değil, bu boş ve anlamsız alemde, insana anlamlı bir şey yaptığı duygusunu kolaylıkla vermesindendir.

kahramanları kederli diye, bir roman da kederli olmak zorunda değildir.

her akıllı insan hayatın güzel bir şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir. ama sonra yalnızca aptallar mutlu olur. nasıl izah edeceğiz bunu?

iyi bir köşe yazısı ile aşkı birleştiren şeyi buldum: aşk da, köşe yazısı da, tabii ki bizi "şimdi" mutlu etmelidir. ama ikisinin de güzelliği ve gücü, akıldan hiç çıkmamasıyla ölçülür.

biraz diken olmazsa, aşk gülünün kokusunu alamazsın.

gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır. eğer umutsuzca aşıksak, baba kaybından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur. benim gibi aşk yüzünden bütün hayatı altüst olmuş biri, diğer bütün dertlerinin çözümünün de aşk acısının sona ermesiyle mümkün olacağını sandığı için, içindeki yarayı istemeden daha da derinleştirir.

atalarımızın içlerine girerek istemedikleri şeyleri onlara yaptıran cinleri vardı. benim de, füsun için bütün bu acıları bana çektirmekten başka, kendime yakıştırmadığım utanç verici şeyleri de bana yaptıran "bilinçaltım" vardı.

mutluluk, insanın sevdiği kişiye yakın olmasıdır.

zaten romanın ve müzenin amacı, hatıralarımızı içtenlikle anlatıp mutluluğumuzu başkalarının mutluluğu haline getirmek değil midir?

aşk; füsun'un karayolları, kaldırımlar, evler, bahçeler ve odalarda gezinirken ve çay bahçelerinde, lokantalarda ve akşam yemeği sofrasında otururken, ona bakan kemal'in duyduğu bağlılık duygusuna verilen addır.

zengin olmama rağmen derdime çareyi hala eşyalarda aramam onlarda öfke, tiksinti ve hayata karşı umutsuzluk uyandıran bir şeydi. çünkü onlar toplayıcılık hastalığının bir gün zengin olurlarsa biteceğini sanan masum insanlardı.

evet, konu gururdur orhan bey. müzemle yalnız türk milletine değil, dünyanın bütün milletlerine yaşadığımız hayat ile gururlanmayı öğretmek istiyorum. gezdim, gördüm: batılılar gururlanırken, dünyanın büyük çoğunluğu utanç içerisinde yaşıyor. oysa hayatımızdaki utanç verici şeyler bir müzede sergilenirlerse, hemen gururlanılacak şeylere dönüşürler.

hayatta en büyük teselli, zaman duygusunu unutmaktır. kalpten gelen dürtülerle yapılmış ve iyi kurulmuş şiirsel müzelerde, sevdiğimiz eski eşyalarla karşılaştığımız için değil, zaman kaybolduğu için teselli oluruz.

kitabımızı okuyanlara müzemize giriş bir seferlik bedava olsun. bunun için kitaba bir de bilet koymak en iyisi. kapıdaki görevli, elinde kitapla gelen meraklının biletini masumiyet müzesi'nin özel damgasıyla damgalayarak ziyaretçiyi içeriye alsın.

masumiyet müzesi'nde, aynı anda 50'den fazla ziyaretçinin bulunmasını yasaklıyorum.

müzeler gezmek için değil, hissetmek ve yaşamak içindir. hissedilecek şeyin ruhunu koleksiyon oluşturur. koleksiyonsuz müze değil, sergi evi olur.

herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.