23.10.11

veda

balzac

yakında bu diyarı bırakıp gideceğim, burada yaşayamıyorum. sevdiğim şeyi seven, uğraştığım şeyle uğraşan, şaştığım şeye şaşan tek bir adama rastlamadım. kendi içime kıvrılmak zorunda kaldığım için kendi kendimi yiyorum ve acı çekiyorum.

bu toplum üstüne yaptığım uzun, sabırlı inceleme, kuşkunun egemen olduğu acıklı sonuçlar verdi. burada her şeyin başı para. dahası, paradan geçmek bile paraya bağlı. rahatça düşünmek isteyen birine para gerektiğini biliyorum; ama parayı düşüncelerimin biricik amacı haline getirme yürekliliğini de kendimde bulamıyorum.

servet yapmak için toplumda bir yer edinmek gerek; kısacası bir mevki ya da alıcı çekme ayrıcalığından, yasal yollardan ya da beceriklilikle yaratılmış bir üstünlükten yararlanarak her gün başkalarının kesesinden, görünüşte az; ama her yıl küçük bir sermaye oluşturabilecek bir parayı alma hakkını elde etmeli insan; dürüst davranılırsa bu sermaye, yirmi yılda ancak dört beş bin frank gelir getirebilecek hale gelir. dava vekili, noter, tüccar gibi vergi ödeyen bütün çalışanlar, çıraklık dönemini izleyen 15-16 yılda, yaşlılık günlerinin parasını kazanabilirler. ama ben, bu tür işler için hiçbir yetenek göremiyorum kendimde. düşünceyi eyleme ve işe, düşlere dalmayı harekete yeğliyorum. özellikle de servet yapmak isteyen birinde bulunması gereken sürekli dikkat yok bende. her türlü ticari girişimi, başkasından para istemeyi gerektiren her türlü işi hemen bozarım, kısa sürede batarım.

şu anda tek kuruşum yok ama, kimseye de bir kuruş borçlu değilim. tinsel alanda büyük işler başarmak için yaşayan insana bolluk gerekmez, doğru; ama günde yirmi metelikle geçinebileceğim halde, bu çalışkan avareliği sürdürebilmek için gereken para bende yok. düşlere mi dalmak istiyorum; gereksinimler, düşüncemi içinde devindiği tapınaktan kapı dışarı ediyor hemen. ne olacağım bilmiyorum.

sefaletten korkmuyorum. dilencileri hapse atmasalar, itip kakmasalar, aşağılamasalar, zihnimi kurcalayan sorunları rahatça çözmek için dileneceğim. gerçi düşüncemi bedenimden ayırabilmek için böyle yüce bir karar alsam da bir işe yaramayacak; kimi deneylere girişebilmek için yine para gerek. yoksa hem bu dünyayı hem ötekini elinde tutan bir düşünce adamının görünüşte yoksulluğuna çoktan katlanırdım. sefalet içinde büyük kalmak için hiçbir zaman alçalmamak yeter.

soylu bir amaca doğru yürüyen adamın savaşması, acı çekmesi güzel bir şeydir kuşkusuz; ama burada kimde kaldı o savaşacak güç? kayalardan aşıyor insan; ama durmadan çamura batmaktan usanıyor. burada her şey, geleceğe uzanan bir ruhun dümdüz uçuşunu yolundan saptırmaya çalışıyor. çölde bir mağarada olsaydım aldırmazdım, burada kendimden korkuyorum. çölde, oyalanmadan kendimle baş başa kalabilirdim. burada insan, bir sürü küçültücü gereksinim duyuyor. dalgın, düşünceli, sokağa çıkıyorsunuz; şu açlık susuzluk dünyasının ortasında sizden sadaka isteyen dilencinin sesini duyuyorsunuz.

gezinmek için bile para gerek. bir hiç için durmadan yorulan eliniz ayağınız, rahat yüzü görmüyor. şairin sinirli yaradılışı, hiç durmadan sarsalanıyor burada; ona onur vermesi gereken her şey, sıkıntısı haline geliyor, imgelemi en korkunç düşmanı oluyor. yaralı işçi, yoksul lohusa, hastalanan orospu, yüzüstü bırakılan çocuk, sakat yaşlı, kötü alışkanlıklar, giderek cinayet, sığınacak bir yer bulabiliyor, şefkat görebiliyor burada; ama bir şey keşfeden, düşünen insana karşı herkes acımasız.

burada her şey, hemen, elle tutulur bir sonuç vermek zorunda. önce yemiş vermeyen ama büyük keşiflere yol açabilecek denemelerle burada alay ediliyor; insanın sabırla bütün güçlerini bir araya getirmesini gerektiren, derin, sürekli çalışmaya değer veren yok. devlet, asker besler gibi yeteneği de besleyebilir; ama o akıllı adam beni kandırır diye tiril tiril titriyor; sanki uzun süre deha taklidi yapılabilirmiş gibi!

dağların eteğine, sessiz, yeşil gölgeliklere sığınan manastırların yalnızlığı bozulduğunda, bir düşünceyle uluslara esenlik getiren ya da bilginin gelişmesini hazırlayan insanlara sığınacak bir yerler inşa etmek gerekmez miydi?