12.10.11

kitlelerin ayaklanması

jose ortega y gasset

yaşadığımız anın özelliği sıradan ruhun, kendi sıradanlığını bile bile, sıradanlık hakkını ileri sürmesi ve onu her yerde dayatmasıdır.

iktidar kitlelerin eline geçtiğinde hep böyle olmuştur: gücü her şeye yeter; ama iğretidir. kitle insanı, yaşamında bir tasarımdan yoksun olan, ipini koparmış sandal gibi sürüklenen insandır. işte bu yüzdendir ki, olanakları elindeki güçler muazzam olsa bile hiçbir şey yapılandırmaz. ve çağımızda kararı veren işte bu tür insandır.

ister halk kitlesi, ister soylu olsun, kitle kendi eğilimine bırakıldığında, hayatını sürdürebilme kaygısıyla yöneldiği şey yaşamının kaynaklarını kurutmaktır.

kitle insanı mantığa kulak vermez; yalnızca başı derde girince öğrenir.

sanılanın aksine, esasında kölelik durumunda yaşayan kişi kitle insanı değil, seçkin kişidir. yaşamını eğer aşkın bir şeylerin hizmetine adamamışsa bir anlam veremez ona. bu yüzen, hizmet etme gereksinimini bir baskı olarak algılamaz. herhangi bir nedenle o gereksinimden yoksun kalırsa tedirgin olur ve kendisine baskı yapacak daha çetin, daha çok çaba isteyen kurallar icat eder. disiplin olarak yaşamdır bu: soylu yaşam.

uygarlık her şeyden önce birlikte yaşama iradesidir.

günümüzde uygarlığı tehdit eden en büyük tehlike budur: yaşamın devletleştirilmesi, devletin her şeye burnunu sokması, toplumun içinden geldiği gibi yapacağı türlü işi devletin yutması; yani sonuçta insanların yazgısını ayakta tutan, besleyen, ileri doğru iten tarihsel doğaçlamanın yok olması.

kitle insanı devleti görür, ona hayrandır, onun orada olduğunu, yaşamını güvence altında tuttuğunu bilir; gelgelelim onun birtakım insanlar tarafından icat edilmiş, dün insanlarda var olmuş olan bazı erdemler ve ilkeler tarafından ayakta tutulan bir yapıt olduğunun, yarın buharlaşıp uçabileceğinin bilincinden yoksundur.

şaşırmak, hayrete düşmek, anlamaya başlamaktır. aydının kendine özgü sporu ve lüksüdür. o nedenle aydının uğraşına özgü yüz ifadesi, dünyaya şaşkınlıktan iri iri açılmış gözlerle bakışıdır. iri iri açılmış bir çift göz için dünyanın tümü tuhaf ve harikadır. bu şaşırma, futbolcunun harcı olmayan bir keyiftir; oysa aydını yeryüzünde hep bir hayalperestin sarhoşluğu içinde dolaştırır.

dil yetisi aynı zamanda düşüncelerimizi gizlemeye, yalan söylemeye de yarar. normal konuşma içten olmasaydı, yalan olanaklı olmazdı. sahte para sağlam para sayesinde dolaşımda kalır. sonuçta, hile insan saflığının mütevazı bir asalağı olarak ortaya çıkar. 

royer-collard: kamusal özgürlükler direnişten başka şey değildirler.

macaulay: tüm yüzyıllar boyunca, insan doğasının en alçak örnekleri demagoglar arasından çıkmıştır. 

demagogun demagojisinin özü kafasının içindedir; evirip çevirdiği ve kendi yaratmamış olduğu, asıl yaratıcılarından hazır devraldığı fikirler karşısındaki sorumsuzluğundan ileri gelir. demagoji bir zihinsel yozlaşma biçimidir.

seçkin insan aslında kendini başkalarından üstün sanan bir ukala olmayıp dilediği ileri hedeflere ulaşamasa da, başkalarından beklediğinden fazlasını kendi kendisinden bekleyen kişidir.

tarih, tıpkı tarım gibi, doruklardan değil, vadilerden beslenir; yüceliklerle değil, ortalama toplum seviyesiyle.

horatius: babalarımız büyükbabalarımızdan daha kötüydüler; biz de büsbütün yeteneksiz evlatlar yetiştireceğiz.

sahici yaşamsal olgunluk doygunlukta, başarıda, hedefe varmış olmada değildir. cervantes ne demişti: "her zaman yol menzilden daha iyidir."

yaşamak demek hiçbir sınırlamayla karşılaşmamaktır; dolayısıyla kendini rahatça eğilimlerine bırakmaktır. pratikte hiçbir şey olanaksız değildir, hiçbir şey tehlikesiz değildir ve ilke olarak kimse kimseden üstün değildir.

her insanın yaşantısı kendi kendisi olabilme yolunda bir uğraş, kendi kendisi olma çabasıdır.

her ev toplum karşısında neyse, daha geniş ölçüde bir ulus da diğer uluslar karşısında odur. bazı ulusların safça "ulusalcılık" adını verdikleri, uluslararası topluluk ortamında "keyiflerinin istediğini yapmaya" karar vermeleri durumu kaba saba olduğu kadar gülünçtür de.

yaşam, aralarında hayatta kalabilmek için nesnelere karşı verdiğimiz savaşımdır. kavramlar onların saldırılarına karşılık verebilmek üzere oluşturduğumuz stratejik plandır.

her felsefi keşif bir şeyin örtüsünü kaldırmaktan, dipte bulunanı yüzeye çıkarmaktan başka bir şey değildir.

basmakalıp fikirler zihinsel ulaşımın tramvaylarıdır.

dünyanın şimdiki görünümü ibret verici bir çocuksuluktur.

on yıllık bir otomobil yirmi yıllık bir lokomotiften daha eski görünür.

büyük halklarla büyük insanların görünürdeki bencilliği, yaşamını bir girişime adamış olanların zorunlu davranışındaki kaçınılmaz sertliktir. gerçekten bir şey gerçekleştirmek gerektiğinde, kendimizi bir tasarıma adadığımızda, gelip geçen herkese hizmet edebilmek için hazır beklememiz, rastgele ufak tefek diğerkamlıklarla uğraşmamız istenemez bizden.

insanın bir şey hakkında söyleyebileceği en iyi şey onun bir reformdan geçirilmesi gerektiğidir; çünkü bu demektir ki o şey vazgeçilmez niteliktedir ve yeni bir yaşama kavuşturulabilir.

düş gücü insanoğlunun sahip olduğu özgürleştirici güçtür.

hataya düşmüş olmak gibi olumsuz bir başarısızlık durumu insan için tılsımlı bir değnekle dokunmuşçasına zafere dönüşebilir; hatayı anında kabul etmek yeter. bir hatanın kabullenilmesi, o hatanın içinden parlayıveren bir ışık misali, başlı başına bir yeni gerçektir.

yaşamak demek kendini yitip gitmiş hissetmek demektir.

gençliğin en hoş yanı seyredilmesidir; olgunluk çağınınki ise dinlenilmesidir. delikanlının hoşluğu dışsallığıdır; olmuş oturmuş adamınki içselliğidir.

insan yalnızca anladığı şeylerin yüceliğini değerlendirebilir. yalnızca o yüceliklerdir ki, açık seçik algılandıklarında insanın ruhunu teslim alır, hayranlığa sürükler.

bizler topluluğu etkileyen bir itki olan ve tarihsel yaşamı olduğu gibi şu ya da bu yöne sürükleyen şeylerin hiçbirinin asla bilincine varmayız; tıpkı gezegenimizin uzaydaki hareketini ya da hücrelerimizin kimyasal işleyişini fark etmediğimiz gibi. her birimiz kendi başımıza, pek kişisel olduğunu sandığımız nedenler uyarınca yaşadığımıza inanırız. oysa aslında o bilinç yüzeyimizin altında koskocaman, isimsiz kuvvetlerin hareketi vardır, onlar tarihin güçlü alize rüzgarları, bizi keyiflerince sürükleyen dev esintilerdir.